Günün Sözleri Günün Güzel Anlamlı Özlü Sözleri Light Mode

A Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

(… etmenin) âlemi var mı? : ?yakışık alır mı, uygun olur mu?? anlamında kullanılan bir söz. (…) aşağı (…) yukarı : 1) bir kimsenin adının dilden düşürülmediğini, onun pek gözde olduğunu anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Adı erken yaşta şaire çıkmıştı. Şair aşağı, şair yukarı.? -H. Taner. 2) bir hizmette çok kullanılan kişice, yakınma […]


A Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları

(… etmenin) âlemi var mı? : ?yakışık alır mı, uygun olur mu?? anlamında kullanılan bir söz.

(…) aşağı (…) yukarı : 1) bir kimsenin adının dilden düşürülmediğini, onun pek gözde olduğunu anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Adı erken yaşta şaire çıkmıştı. Şair aşağı, şair yukarı.? -H. Taner. 2) bir hizmette çok kullanılan kişice, yakınma olarak kullanılan bir söz.

(…-mesi) an meselesi : olması her an mümkün, sürekli gerçekleşebilecek durumda. Örnek Kullanım : Dayımların gelmesi an meselesi.

(ayakkabı) ayağını vurmak : ayakkabı ayağını yara etmek.

(bir durum) açığa çıkmak : 1) belli olmak, anlaşılmak. Örnek Kullanım : ?Ama daha önemlisi komünle bizim aramızda bir anlayış farkı olduğu açığa çıktı.? -A. Ümit. 2) rıhtıma aborda veya kıçtankara olmuş bir gemi bulunduğu yerden kalkarak daha uzaktaki bir yere demirlemek üzere kıyıdan uzaklaş

(bir durumu) açığa çıkarmak : ortaya çıkarmak, gözler önüne sermek, anlaşılır duruma getirmek. Örnek Kullanım : ?Yolsuzluklarını açığa çıkarması bardağı taşıtan damla oldu.? -H. Topuz.

(bir durumu) açığa vurmak : belli etmek, ortaya çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Mantıksal bir dille açığa vurduğu bu harika önerinin aksayan bir yanı vardı.? -N. Nadi.

(bir iş) aceleye gelmek : bir iş yapılırken zaman yetersizliğinden dolayı gereken önem verilememek.

(bir iş) akıl kârı olmamak : akıllı bir kişinin yapacağı iş olmamak. Örnek Kullanım : ?Bunu sormadım akıl kârı olmadığından soramazdım, zaten.? -R. H. Karay.

(bir işe) adı karışmak : kötü bir işle birinin ilgisi bulunduğu söylenilmek.

(bir işi) aceleye getirmek : bir işi üstünkörü, özenmeden yapmak. Örnek Kullanım : ?Boşanma işlemleri devam ederken ev arama işini aceleye getirdiğime bin pişmanım.? -E. Şafak.

(bir işin) adamı : bir işi ustalıkla yapan.

(bir işin) alayında olmak : 1) işi önem vermeyerek yapmak 2) işi şaka konusu yapmak.

(bir işin) altı yaş olmak : işe birtakım oyunlar karışmak, böyle bir işe girişmekte sakıncalar bulunduğu anlaşılmak.

(bir işin, bir kimsenin) arkasına düşmek (takılmak) : 1) bir işi sona erdirmek için sıkı çalışmak 2) birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek. Örnek Kullanım : ?İstanbul’da ne kadar şair, hikâyeci varsa hepsinin arkasına düşüyor, hepsiyle tanışıyordu.? -B. R. Eyuboğlu.

(bir işte) aktif rol oynamak : etkili olmak.

(bir olayın) arası soğumak : aradan zaman geçerek önemini yitirmek.

(bir söz, birilerinin) ağzında çalkalanmak : üzerinde çok konuşulmak. Örnek Kullanım : ?Fakat bütün memleketin ağzında çalkalanan bu evlerin anha minha 5000 liradan fazlaya çıkmayacağı.? -S. F. Abasıyanık.

(bir şey birine) alay gibi gelmek : inanılacak gibi olmamak.

(bir şey birinin) aklını başından almak : bir şey birini düşünemeyecek bir duruma getirmek, çok şaşırtmak. Örnek Kullanım : ?Beyim böyle latife olur mu? Aklımızı başımızdan aldınız diye isyan etti.? -R. N. Güntekin.

(bir şey birinin) aklını çalmak : ilgisini aşırı derecede çekmek.

(bir şey) abanoz kesilmek : 1) sertleşerek dayanıklılığı artmak 2) kirden dolayı matlaşmak, rengini kaybetmek.

(bir şey) akılda kalmak : akılda yer etmek, unutulmamak.

(bir şey) akıldan çıkmak : unutulmak.

(bir şey) aleyhe dönmek : destek vermekten vazgeçip karşı duruma geçmek. Örnek Kullanım : ?Şimdi iş tamamıyla aleyhimize döndü.? -A. Rasim.

(bir şey) aslanın ağzında olmak : elde edilmesi çok güç olmak.

(bir şey) ayağa düşmek : 1) ilgisiz ve yetkisiz kimseler karışmak 2) artık her yerde bulunabilir olmak. Örnek Kullanım : Bu ürünler ayağa düştü.

(bir şey) az gelmek : yetmemek.

(bir şey, bir şeyi) ağır basmak : 1) taşıdığı özellikler üstün gelmek. Örnek Kullanım : ?Yerli halıları gördüm koyu sıcak kırmızılarla diri maviler ağır basıyordu.? -B. R. Eyuboğlu. 2) bir işte gücü ve etkisi üstün gelmek. Örnek Kullanım : ?Peki deyişleri de akılları yattığı için değil, korkuları ağır bastığı

(bir şey, birinin) ağzının kaşığı (kalıbı, lokması) olmamak : 1) bir şey, bir kimsenin uğraşabileceği konulardan olmamak 2) bir şey, bir kimsenin sözünü edemeyeceği kadar değerli olmak.

(bir şeye) akıl sır ermemek : bir işin niteliğini, gizli yönlerini anlayamamak.

(bir şeyi) abes bulmak : gereksiz, saçma sapan olarak kabul etmek. Örnek Kullanım : ?Annem eniştemizin bu son sözlerini dinlemeyi artık abes bulurdu.? -A. Ş. Hisar.

(bir şeyi) ağzına sürmemek : herhangi bir yiyeceği veya içeceği hiç yememek veya içmemek.

(bir şeyi) aklına koymak : 1) bir şeyi yapmaya kesin olarak karar vermek. Örnek Kullanım : ?Fakat Ömer birinci mevkiye oturmayı aklına koymuştu.? -N. Hikmet. 2) çok istemek. Örnek Kullanım : ?Bir düşünsün, meslekte kalmayı aklına koyuyorsa gecikmesin, vardiyaya buyursun.? -Z. Selimoğlu.

(bir şeyi) aklında tutmak : 1) bellemek 2) unutmamak. Örnek Kullanım : ?Nasıl aklında tutar bilinmez, gelmiş geçmiş onca başbakanın adlarını sayar.? -M. İzgü.

(bir şeyi) anlata anlata bitirememek : beğenilen bir şeyden çok söz etmek.

(bir şeyi) arkada bırakmak : 1) bir şeyden epey uzaklaşmış bulunmak 2) zaman veya düşünce bakımından geçmişte bırakmak. Örnek Kullanım : ?Uyandığımız zaman üçte birini arkada bırakmışızdır başlayan günün.? -S. F. Abasıyanık.

(bir şeyi) ayakta tutmak : 1) o şeyin sürekliliğini sağlamak. Örnek Kullanım : ?Meddahlar seyirciyi meraklandırmayı, ilgilerini sürekli ayakta tutmayı çok iyi bilirler.? -M. And. 2) bozulmasına, yıkılmasına, çökmesine engel olmak 3) bir kuruluşun yaşamasını sağlamak.

(bir şeyin) acısı çıkmak : bir şeyin olumsuz, kötü sonucu bir süre sonra ortaya çıkmak. Örnek Kullanım : Dünkü yorgunluğun acısı bugün çıktı.

(bir şeyin) altına imza atmak : destek vermek amacıyla aynı düşüncede olduğunu göstermek.

(bir şeyin) altında kalmak : 1) ezilmek. Örnek Kullanım : ?Bir şey değil, karşıdan bir otomobil filan gelir de altında kalırım diye korktum.? -B. Felek. 2) mec. karşılığını verememek.

(bir şeyin) altını kapatmak : ocağın alevini kapatmak. Örnek Kullanım : ?Fokurdamaya başlayan çaydanlığın altını kapadı.? -H. Taner.

(bir şeyin) altını kısmak : ocağın alevini azaltmak.

(bir şeyin) aması var : ?herkesin bilmediği sakıncası veya kusurları var? anlamında kullanılan bir söz.

(bir şeyin) arkası gelmek : devamlı olmak, sürekli olmak.

(bir şeyin) arkası kesilmek : tükenmek, son bulmak.

(bir şeyin) âşığı kesilmek : tutku durumuna getirmek. Örnek Kullanım : ?Boks merakından çok sonra güreşe merak sardı, güreş âşığı kesildi.? -H. Taner.

(bir şeyin, birinin) attığı tırnağa değmemek : değerce ondan çok aşağı olmak.

(bir şeyle) arası hoş (iyi) olmamak : o şeyden hoşlanmamak.

(bir yer) adam almamak : son derece kalabalık olmak.

(bir yer) ayağının (ayaklar) altında : yüksek bir yerden geniş bir alanı görür durumda.

(bir yer, birine) açık olmak : bir yerde her zaman iyi karşılanmak.

(bir yerden) ayağını çekmek : sık sık gittiği bir yere artık uğramaz olmak, ilgiyi kesmek.

(bir yerden) ayağını kesmek : 1) bir yere gitmez olmak, uğramamak 2) başkasını bir yere artık uğramaz duruma getirmek.

(bir yere) abayı sermek : 1) istenilmediği hâlde teklifsizce yerleşmek 2) uzun süre yerleşip kalmak.

(bir yere) adım (adımını) atmamak : gitmemek, uğramamak. Örnek Kullanım : ?Faik Bey artık konağa adımını atmıyor, artık ne Servet Bey’e hatta ne de Cemal’e görünüyordu.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

(bir yere) ayağı alışmak : bir yere sürekli gitmek. Örnek Kullanım : ?Ayağı buraya alışmasın, sonra yabancı misafirler varken de gelir, beni rezil eder.? -P. Safa.

(bir yere) ayağı düşmek : yolu düşmek.

(bir yere) ayak atmamak : bir yere hiç gitmemek, uğramamak.

(bir yeri) adım adım gezmek : her yerini dolaşıp görmek.

(bir yeri) ahıra çevirmek : pis, bakımsız, dağınık, harap, gürültülü duruma getirmek.

(bir yiyecek) ağzında büyümek : sevmediğinden veya içi almadığından yutamamak.

(biri birinin) attığı tırnak kadar olamamak : bir kimse, sözü edilenden daha değersiz olmak.

(biri ötekinin) ayağının pabucu olamamak : değerce ondan çok aşağı olmak.

(birinde) akıl terelelli (olmak) : pek delişmen, kendisinden ciddi bir düşünce, davranış beklenmeyen kimseler için kullanılan bir söz.

(birinden, bir şeyden) ağzı yanmak : bir şeyden veya kişiden büyük zarar görmek. Örnek Kullanım : ?Ağzım yanmıştı bir kez şişman kadından, biz etine buduna aldanmıştık.? -M. İzgü.

(birinden, bir şeyden) aşağı kalır yeri (yanı) yok : nitelikleri bakımından başkalarıyla karşılaştırıldığında eksiği olmayan, denk olan.

(birinden, bir şeyden) aşağı kalmamak : herhangi bir nitelik bakımından geri olmamak. Örnek Kullanım : ?Karısı kibarlıktan yana ondan aşağı kalmıyordu.? -H. Taner.

(birine) abayı yakmak : tkz. aşırı biçimde gönül vermek, tutulmak, âşık olmak. Örnek Kullanım : ?Sen mi verdin ona gönül yoksa o mu yaktı sana daha önce abayı?? -O. C. Kaygılı.

(birine) acı vermek : üzülmesine sebep olmak, incitmek. Örnek Kullanım : ?Başkalarına elinden geldiğince acı vermeye çalışmak başlıca eğlencesiydi.? -R. Erduran.

(birine) açık bono vermek : sınırsız yetki tanımak.

(birine) açık olmak : dürüst olmak.

(birine) ağzının payını (ölçüsünü) vermek : verilen karşılıkla bir kimseyi söylediğine veya yaptığına pişman etmek. Örnek Kullanım : ?İyi oldu ağzının payını verdiğim, artık bana karşı daha dikkatli olur.? -A. Ümit.

(birine) arkasını dayamak : birinin koruyuculuğuna güvenmek.

(birine) ateş basmak : kızarmak, sıkılıp başına kan yürümek.

(birini bir şeye) alet etmek : bir kimseyi hoş olmayan bir işte aracı olarak kullanmak. Örnek Kullanım : ?Sen kalktın, onu şakaya, latifeye, alaya alet etmek istedin.? -Ö. Seyfettin.

(birini) açıkta bırakmak : 1) iş ve görev vermemek 2) yersiz yurtsuz bırakmak 3) birkaç kişiye sağlanması gereken olanaktan bir kişiyi yararlandırmamak.

(birini) adam yerine (hesabına) koymak : adamdan saymak, varlığını kabul etmek. Örnek Kullanım : ?Anasını durmadan nefes aldırmadan azarlıyor, babasını adam yerine koymuyor, ağzını açarken susturuyordu.? -R. H. Karay. ?Adam hesabına koyup bir hatır sormaz, bir çift lakırtı etmezler.? -M. Ş. Esendal.

(birini) adamdan saymak : bir kimseye gereğinden fazla değer vermek, saygı duymak.

(birini) adres göstermek : birini hedef göstermek.

(birini) ağzına baktırmak : kendini zevkle dinletmek.

(birini) ahmak yerine koymak : bir kimseye aptalmış, anlamazmış gibi davranmak. Örnek Kullanım : ?Beni bir ahmak yerine koyarak bu yığını babamın rahat rahat uyuduğu bir yatak diye göstermesi…? -Y. K. Karaosmanoğlu.

(birini) altı okka etmek : birini kollarından ve bacaklarından tutup yukarı kaldırarak sallamak veya götürmek.

(birini) anasından doğduğuna pişman etmek : çok eziyet etmek, çok üzmek, bezdirmek.

(birini) araya koymak : bir işte sözü geçer bir kimsenin aracılığına başvurmak.

(birini) arayıp sormak : 1) biri hakkında haber sormak 2) birinin ziyaretine giderek ona karşı ilgi göstermek.

(birini) arkada bırakmak : birinden daha ileri gitmek.

(birini) avucunun içinde tutmak : ona istediğini yaptıracak güçte olmak.

(birini) ayağının altına almak : tekme ile dövmek.

(birini) ayakta tutmak : 1) oturtmak gerekirken oturtmamak 2) oyalamak.

(birini, bir şeyi) adam etmek : 1) eğitmek, yetiştirmek, topluma yararlı duruma getirmek 2) bir yeri düzene sokmak 3) işe yarar duruma getirmek.

(birinin) abdestini vermek : argo azarlamak.

(birinin) acısına dayanamamak : bir kimse bir yakınının ölümünden büyük üzüntü duymak.

(birinin) acısını almak : sıkıntısını, üzüntüsünü azaltmak.

(birinin) açığı çıkmak : saklamakla görevli bulunduğu paranın veya malın eksik olduğu anlaşılmak.

(birinin) adaletine sığınmak : birinden anlayış, hoşgörü, yakınlık beklemek.

(birinin) adını ağzına abdestle almak : bir kişiyi anarken çok saygılı davranmak.

(birinin) adını kirletmek (lekelemek) : adının kötüye çıkmasına yol açmak.

(birinin) adını taşımak : 1) birinin adıyla anılmak 2) sahip olduğu adın sorumluluğunu yüklenmiş olmak.

(birinin) adını vermek : birinin adını söylemek. Örnek Kullanım : ?Bunlar yaşama yolunda bir engele çarptılar mı hemen dedelerinin adını verirler ve kendilerini güçlükten sıyırıp çıkarırlardı.? -İ. O. Anar.

(birinin) afyonunu patlatmak : argo kendi keyfine dalmış olan birini öfkelendirmek.

(birinin) ağzına bakakalmak : sözlerine hayran olmak.

(birinin) ağzına bir parmak bal çalmak : birini tatlı sözlerle veya çeşitli hediyelerle bir süre için kandırmak, oyalamak. Örnek Kullanım : ?Hürriyet, müsavat diye herkesin ağzına bir parmak bal çaldılar.? -H. R. Gürpınar.

(birinin) ağzına sakız olmak : dedikodusuna konu olmak.

(birinin) ağzına tükürmek : hakaret ederek uyarmak.

(birinin) ağzından : 1) birisinden dinleyerek. Örnek Kullanım : Bu şiiri Âşık Veysel’in ağzından yazdım. 2) adına.

(birinin) ağzından kapmak : 1) birinin bildiği şeyleri, ustalıklı konuşmalarla ona sezdirmeden öğrenmek. Örnek Kullanım : ?Bütün bu lafları harfi harfine Fatma Hanım’ın ağzından kapmış, bana kendi sözleri imiş gibi tekrar ediyor.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) birinin konuşmasını keserek kendisi sö

(birinin) ağzından lokmasını almak : birinin hakkı olan şeyi ondan almak.

(birinin) ağzını bağlamak : bir kimseyi herhangi bir sebeple söz söyleyemez duruma getirmek, susmak zorunda bırakmak. Örnek Kullanım : ?Ortağım burada kocama basmış büyüyü, basmış büyüyü. Dilini, ağzını bağlamış adamcağızın.? -R. N. Güntekin.

(birinin) ağzını bıçak açmamak : üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak. Örnek Kullanım : ?O gittiği günden beri Zeynep kadının ağzını bıçak açmıyor.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

(birinin) ağzını dilini bağlamak : birini konuşamaz duruma getirmek. Örnek Kullanım : ?O şıllık basmış büyüyü, adamcağızın ağzını dilini bağlamıştı.? -R. N. Güntekin.

(birinin) ağzını kapamak : kendisine çıkar sağlaması için bir kimseyi susturmak.

(birinin) ağzını kullanmak (satmak) : birinin söylediklerinin aynısını söylemek.

(birinin) ağzını tıkamak : sözünü kesmek, susturmak.

(birinin) ağzının içine bakmak : 1) ne söyleyeceğini beklemek 2) onun sözüne göre davranmak.

(birinin) ağzının içine girmek : 1) çok yanaşmak, iyice sokulmak 2) hayranlıkla, büyük bir zevkle seyredip dinlemek.

(birinin) ağzının kokusunu çekmek : birinin her türlü isteğine, kaprisine boyun eğmek. Örnek Kullanım : ?Onca yıl gurbetin kahrını, gâvurun ağzının kokusunu çekmiştik.? -M. İzgü.

(birinin) ağzının kokusunu çekmek : bir kimsenin çekilmez davranışlarına katlanmak.

(birinin) ahı tutmak : birinin ilenmeleri gerçekleşmek.

(birinin) ahı yerde kalmamak : yaptığı ilenme er geç etkisini göstermek.

(birinin) ahını almak : ah almak. Örnek Kullanım : Ana baba ahını almak doğru değildir.

(birinin) ak dediğine kara demek : inatçılık ederek karşısındaki ile anlaşmaya yanaşmamak.

(birinin) aklına koymak : bir kimse birine, bir şey telkin etmek.

(birinin) aklını çelmek : 1) niyetinden, kararından caydırmak. Örnek Kullanım : ?Böyle olursa zamanla kızının aklını çelmek kolaylaşırdı.? -N. Cumalı. 2) ayartmak, baştan çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Hasan gelip Reha Bey’in, beni filan gazinoda beklediğini söyleyerek aklımı çeliyordu.? -O. C. Kaygılı.

(birinin) aklını karıştırmak : birini ne yapacağını bilemez duruma getirmek, şaşırtmak, bocalatmak.

(birinin) aleyhine dönmek : destek vermekten vazgeçip karşı duruma geçmek.

(birinin) alnını karışlamak : küçümseyerek meydan okumak.

(birinin) anası ağlamak : çok sıkıntı çekmek, eziyet çekmek, bitkin duruma gelmek.

(birinin) anasını ağlatmak : kaba bir kimseye çok eziyet etmek, çok sıkıntı çektirmek. Örnek Kullanım : ?Kim ona yan bakarsa kemiklerini kırar, anasını ağlatırım.? -H. E. Adıvar.

(birinin) arkasını sıvamak : okşamak, övmek, iltifat etmek.

(birinin) ateşine yanmak : bir kimse yüzünden zarara uğramak.

(birinin) ayağına gitmek : alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanına varmak.

(birinin) ayağının türabı olmak : bir kimse başka bir kimseye kul gibi bağlanıp onun her emrini yerine getirmek. Örnek Kullanım : ?Ayağınızın türabıyım, çakeriniz efendimizi dünyada bırakmam.? -M. Ş. Esendal.

(birinin, bir işin) ardına (arkasına) düşmek : arkasından gitmek, peşini bırakmamak. Örnek Kullanım : ?Muhatabı da olmayan gecikmiş hesapların ardına düşüyordu.? -M. Mungan.

(birinin, bir şeyin) akıbetine uğramak : birinin içinde bulunduğu kötü duruma benzer bir duruma düşmek. Örnek Kullanım : ?Ben Kristof Kolomb’un akıbetine uğramak istemiyorum.? -S. F. Abasıyanık.

(birinin, birilerinin) ağzına düşmek : dile düşmek. Örnek Kullanım : ?Doğrusu ben ne güzelliğimin ne de ilmimin kimsenin ağzına düşmesine razı değilim.? -E. İ. Benice.

(biriyle) alıp verememek : anlaşamamak, çekememek, geçinememek. Örnek Kullanım : Onunla alıp veremediğiniz nedir, ne alıp veremiyorsunuz?

(biriyle) arası hoş (iyi) olmamak : o kimseyle aralarında gerginlik, geçimsizlik olmak.

(biriyle) arası olmamak : geçinememek.

(biriyle) aşık atmak : 1) yarış etmek, yarışmak. Örnek Kullanım : ?Yonca, bu iki erkek çocuktan ayrı bir yaratık olduğunu, onlarla aşık atamayacağını bilir.? -O. Rifat. 2) boy ölçüşmek.

(hava) ayaza çekmek : kışın kuru soğuk artmak.

(içinde) at koşturmak : bir alanda çok geniş olduğu için alabildiğine rahat hareket edebilmek. Örnek Kullanım : ?Büyüklerin, içinde at koştur diye tarif ettikleri taşlık ve sofaları vardı.? -R. N. Güntekin.

(parayı) avucuna saymak : peşin olarak ödemek.

(söz) abes kaçmak : uygun düşmemek.

… azmanı : …’nın çok gelişmişi, iri yapılısı. Örnek Kullanım : ?Bodrum’daki parasız öğrenci de gelmiş, yanında da köpek azmanı.? -E. Şafak.

aba gibi : kaba ve kalın (kumaş).

abanoz gibi : 1) çok sert. Örnek Kullanım : Abanoz gibi tahta. 2) kapkara.

abazan kalmak : 1) uzun süre cinsel ilişkide bulunmamak 2) aç kalmak.

abdest almak : 1) Müslümanlar, belli ibadetleri yapabilmek için bir düzen içerisinde bazı organları yıkayıp bazılarını mesh ederek arınmak 2) boy abdesti almak.

abdest bozmak : idrar veya dışkı yapmak.

abdest tazelemek : abdesti bozulmadığı hâlde yeniden abdest almak.

abdesti gelmek : abdest bozmaya gereksinim duymak.

abdesti kaçmak : abdesti bozulmak.

abdestinde namazında olmak : dindar olmak.

abdestinden şüphesi olmamak : yaptığı işte kusuru olmadığını kesin olarak bilmek.

abdestsiz yere basmamak : dinî kurallara titizlikle bağlı olmak.

abesle iştigal etmek (uğraşmak) : yersiz, yararsız işlerle vakit öldürmek. Örnek Kullanım : ?Yazarlarımızın çoğu yalnızca kendi ürünlerinin ne amaçla üretildiğini sayıp dökerek bir anlamda abesle iştigal ediyorlar.? -T. Uyar.

abıhayat içmiş : yaşı çok ilerlemiş olmasına karşın genç görünen (kimse).

abliyi kaçırmak (bırakmak, koyuvermek) : 1) soğukkanlılığını yitirip davranışlarını denetleyememek 2) şaşırıp ne yapacağını bilememek.

ablukayı yarmak : kuşatılan bölgeden zor kullanarak dışarı çıkmak.

abuk sabuk konuşmak : ne söylediğini bilmeden, düşüncesiz, tutarsız konuşmak.

acayibine gitmek : yadırgamak, tuhafına gitmek.

Acem kılıcı gibi : her iki tarafı da idare edebilen, güvenilmez (kimse).

acemilik çekmek : alışamadığı bir işte zorluk çekmek.

acı çekmek (duymak) : 1) ağrı, sızı duymak. Örnek Kullanım : Ameliyattan sonra çok acı çekti. 2) mec. üzülmek, üzüntü içinde kalmak. Örnek Kullanım : ?Bu faciaya bizzat karışmışım gibi bir acı duyuyordum.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

acı gelmek : dokunmak, kırmak, üzmek. Örnek Kullanım : ?Bu durumun gerçeklerle uyumsuzluğu ona acı geliyor.? -A. Kutlu.

acı söylemek : olumsuz bir davranış karşısında gerçeği olduğu gibi söylemek.

acından ölmek : 1) çok acıkmak 2) aşırı derecede yoksul olmak.

acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek) : 1) bir şeyin acısını derinden duymak 2) kötü bir şey olacağını düşünerek önceden üzülmek.

acısı ortaya çıkmak : olumsuz sonucu yavaş yavaş ortaya çıkmak. Örnek Kullanım : ?Dur bakalım daha hele, o içtiklerinin acısı bir bir çıkacak ortaya.? -M. İzgü.

acısını almak : 1) acılığını gidermek 2) sızıyı dindirmek.

acısını bağrına (içine) basmak (gömmek) : bir üzüntüye, sıkıntıya yakınmadan katlanmak.

acısını çekmek : yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntü içinde bulunmak.

acısını çıkarmak : 1) acılığını yok etmek. Örnek Kullanım : Soğanın acısını çıkarmak. 2) mec. uğradığı maddi veya manevi zararı karşılayacak bir iş yapmak. Örnek Kullanım : ?Bunca gecikmişliğe rağmen o günlerin acısını çıkarabilmesine imkân tanımalıydı.? -E. Şafak. 3) mec. öç almak. Örnek Kullanım : ?Ustan

acısını görmek : bir yakınının ölümünü görmek.

aciz içinde olmak : gücü yetmemek, becerememek.

âciz kalmak : çok uğraşmasına karşın bir işi yapamamak. Örnek Kullanım : ?Kitaplar Taptuk’u anlatmaktan âciz kalır.? -A. Kabaklı.

acze düşmek : çaresiz kalmak, elinden bir şey gelmemek.

aç açık kalmak : yoksulluk içinde, evsiz barksız kalmak.

aç doyurmak : yoksulları beslemek.

aç kalmak : 1) karnını doyuramamak. Örnek Kullanım : ?Fatma’nın yemek çantası olmasaydı, dün aç kalmıştım.? -F. R. Atay. 2) yoksulluğa düşmek.

aç kurt gibi : büyük bir istekle.

aç susuz kalmak : 1) yoksulluktan yaşayamayacak bir duruma gelmek 2) yoksul bir duruma düşmek.

açığını kapamak (kapatmak) : 1) eksiğinin veya küçük düşürücü durumunun anlaşılmamasını sağlamak 2) eksiğini tamamlamak.

açık düşmek : 1) herhangi bir sebeple bir filodan veya istenilen yerden uzakta kalmak 2) sp. yağlı güreşte yenilgi sebebi olan sırtı veya yanı toprağa değmek.

açık kapamak : bütçenin gider fazlasını, para sağlayarak ortadan kaldırmak.

açık kapı bırakmak : gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak.

açık vermek : 1) geliri, giderini karşılamamak 2) gizlenmek istenen bir olayı, bir düşünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açıklamak.

açıklar livası olmak : alay işsiz ve kazançsız kalmak.

açıklığa kavuşturmak : bir konu veya sorunu aydınlatmak, kapalılıktan kurtarmak, anlaşılır duruma getirmek.

açıklık getirmek : bir konu veya sorunu anlaşılır duruma getirmek.

açıklık kazanmak : bir konu aydınlanmak, anlaşılır duruma gelmek.

açıkta kalmak (olmak) : 1) iş ve görev bulamamak 2) yersiz yurtsuz kalmak 3) birkaç kişinin birlikte eriştiği bir iyilikten yararlanamamak.

açıktan almak : 1) den. açıktan geçmek 2) mec. bir tehlikenin uzağından geçmek.

açılıp saçılmak : 1) kadın açık saçık giyinmeye başlamak 2) kadın eskisine göre ölçüsüz davranışlarda bulunmaya başlamak.

açlığını öldürmek : açlık duygusunu yatıştırmak. Örnek Kullanım : ?Kaldırılmış harman yerlerinden buğday toplayıp açlığımızı öldürdük.? -O. Kemal.

açlık çekmek : yoksulluk içinde bulunmak.

açlıktan gözü (gözleri) dönmek (kararmak) : çok acıkmak. Örnek Kullanım : ?Bu akşam açlıktan gözü dönmüş bir hâlde bir evin mutfağına girmişti.? -S. F. Abasıyanık.

açlıktan imanı gevremek : çok acıkmak.

açlıktan nefesi kokmak : yoksulluk içinde bulunmak.

açlıktan ölmek : dayanılmaz derecede acıkmak, çok acıkmak.

açlıktan ölmeyecek kadar : çok az. Örnek Kullanım : Açlıktan ölmeyecek kadar yiyor.

açmaza düşmek : içinden çıkılması güç durumda kalmak.

açmaza getirmek (düşürmek) : düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak.

açtırma ağzımı : ?kötü bir söz söylememe fırsat verme? anlamında kullanılan bir söz.

ad almak : 1) kendisine ad verilmek 2) ün kazanmak.

ad çekmeye girmek : 1) kuraya tabi olmak. Örnek Kullanım : ?Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkan Vekili ad çekmeye girmezler.? -Anayasa. 2) sp. oyunun başlangıcında, alan seçimi, başlama atışı veya karşılama hakkı için öncelik sağlamak amacıyla kura çekmek.

ad koymak : adlandırmak.

ad takmak : 1) adlandırmak. Örnek Kullanım : ?Çadırlarının başından ayrılmayan inatçı grevcilere öteki işçiler, çadır tutan diye ad taktı.? -L. Tekin. 2) alay etmek veya övmek amacıyla lakap takmak.

ad vermek : adlandırmak.

ad yapmak : bir alanda ün kazanmak, ün almak.

ada gibi : pek büyük (gemi).

adak adamak : bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kurban kesip yoksullara dağıtmak veya kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak. Örnek Kullanım : ?Sen bana niye söylemedin? Sadaka verirdik, adak adardık.? -M. Ş. Esendal.

adalet dağıtmak : kanunların saydığı hakları sahiplerine vermek.

adam beğenmemek : herkesi değersiz görmek.

adam değilim : ?herhangi bir durumun gerçekleşmemesi durumunda, kendisinin insan sayılamayacağı? anlamında kullanılan bir söz.

adam gibi : 1) terbiyeli, akıllı uslu 2) adamlığa, insanlığa yaraşır yolda 3) iyice.

adam içine çıkmak : topluluğa karışmak, insanların bulunduğu yerlere gitmek, eşe dosta gitmek.

adam içine karışmak : bir topluluğa girmek, kendisine değer verilir olmak.

adam kullanmak : 1) birini çalıştırmasını bilmek 2) birini kendi çıkarına alet etmek.

adam olana çok bile : layık olmadığı, hak etmediği hâlde kişinin beklentisi daha fazla olduğu durumlarda kullanılan bir söz.

adam sen de! : bir işin önemsenmediğini anlatmak için söylenen bir söz.

adam sırasına geçmek (girmek) : daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir değeri yokken artık kendisine önem ve değer verilmek. Örnek Kullanım : ?Bize yol aç, erkân göster yollar aç bize de, biz de adam sırasına girelim.? -K. Korcan.

adama benzemek (dönmek) : 1) giyim kuşamıyla, davranışlarıyla insana yakışır bir biçim almak. Örnek Kullanım : ?Bak gördün mü, isteyince adama dönüyorsun.? -E. Işınsu. 2) beğenilir duruma gelmek. Örnek Kullanım : Şimdiki belediye başkanı sayesinde şehir adama benzedi.

adamına göre : 1) kişiler arasında ayrıcalık gözeterek 2) herkesin yeteneğine uygun olarak.

adan zye (kadar) : baştan aşağı, tamamen, tamamıyla, bütünüyle. Örnek Kullanım : Evini a’dan z’ye değiştirdi.

aday göstermek : bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek, namzet göstermek. Örnek Kullanım : ?Siyasi parti grupları Başkanlık için aday gösteremezler.? -Anayasa.

adaylığını koymak : bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek. Örnek Kullanım : ?Bankacılardan birkaçının kurgularıyla belediye başkanlığına adaylığını koymuştu.? -M. Ş. Esendal.

âdembaba gibi : parasız pulsuz, perişan, zavallı.

âdembabaya dönmek : malını mülkünü kaybetmek.

âdet görmek : kadın aybaşı olmak.

âdet olduğu üzere : alışıldığı gibi.

âdet yerini bulsun diye : ?gerekli görüldüğü için değil, yalnız alışılmış olduğu için? anlamında kullanılan bir söz.

adı (bile) olmamak : değeri olmamak. Örnek Kullanım : Bir baş soğanın da adı mı olurmuş?

adı batmak : sevilmeyen bir şey veya kimse unutulmak, adı anılmaz olmak, artık sözü edilmemek.

adı bile okunmamak : birine veya bir şeye hiç önem verilmemek.

adı çıkmak : 1) kötü bir ün kazanmak. Örnek Kullanım : Onun adı çıkmış yoksa fena adam değil. 2) hakkı olmayan bir ün kazanmak. Örnek Kullanım : O berberin adı çıkmış, aslında iyi tıraş edemiyor.

adı çıkmış dokuza, inmez sekize : ?birinin bir kere adı çıktıktan sonra onun hakkındaki yaygın inanç artık kolay kolay düzelemez? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Artık o yana bir daha gelme, adın çıktı dokuza, inmez sekize, demedim miydi?? -B. Günel.

adı deliye çıkmak : deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak. Örnek Kullanım : ?Böyle bir şey yazmaya kalkarsam adım deliye çıkacak.? -R. N. Güntekin.

adı geçmek : anılmak, söz konusu olmak, ismi geçmek. Örnek Kullanım : ?Necip Fazıl, adı geçen iki şiirden birer bölüm okudu.? -A. Kabaklı.

adı gibi bilmek : çok iyi bilmek.

adı kaldırılmak : anılmaz olmak, silinip gitmek. Örnek Kullanım : ?Saatlerce adı dünya yüzünden kaldırılmaya çalışılan Türklüğün talihini düşünürdüm.? -Ö. Seyfettin.

adı kalmak : bir kimse veya bir şey öldükten, ortadan çekildikten sonra dillerde yalnız adı dolaşmak.

adı kötüye çıkmak : ünü kötü olarak yayılmak.

adı olmak : gereksiz, yersiz ünü olmak.

adı sanı olmak : bilinmek, tanınmak, ünlü olmak. Örnek Kullanım : ?Osman Efendi’nin adı sanı vardı.? -İ. H. Baltacıoğlu.

adı var : 1) beklenilen, istenilen özelliklere sahip olmayan 2) tercih edilecek özelliklere sahip.

adım (adımını) atmak : 1) yürümek için ayağını öne doğru uzatıp basmak. Örnek Kullanım : ?Yıllar var ki bu eve tek bir ziyaretçi bile adım atmamıştı.? -E. Şafak. 2) mec. bir işe ilk kez girişmek.

adımını attırmamak : 1) rahat davranmasını engellemek amacıyla sürekli olarak denetim altında bulundurmak 2) bir yere girmesine engel olmak.

adımını geri atmak : başladığı bir işten geri dönmek.

adımlarını sıklaştırmak : daha küçük ve çabuk adımlar atarak hızlı yürümek, ivmek, acele etmek. Örnek Kullanım : ?İnsan böyle bir kokuya sokakta maruz kalsa adımlarını sıklaştırır, arabadaysa camları kapatır.? -E. Şafak.

adını …-ye çıkarmak : bir kişinin sahip olmadığı niteliklerle tanınmasına yol açmak. Örnek Kullanım : Adını deliye çıkardılar.

adını ağzına almamak : dargınlık, kırgınlık, kızgınlık vb. sebeple bir kimseden söz etmemek. Örnek Kullanım : ?Seniha’nın adını asla ağzıma almıyordum.? -R. N. Güntekin.

adını bağışlamak : hlk. kendi adını başka bir kimseye söylemek. Örnek Kullanım : Adınızı bağışlar mısınız?

adını çıkarmak : kişi hakkında kötü bir niyetle asılsız söylentiler yaymak. Örnek Kullanım : ?Kadın durmadan vır vır eder, yakınır diye adımızı çıkarmışlar.? -A. Erhat.

adını koymak : karşılığını veya fiyatını kararlaştırmak. Örnek Kullanım : Bu evi alabilmemiz için adını koyalım.

adres bırakmak (göstermek, vermek) : arandığında bulunabileceği, oturduğu yeri bildirmek. Örnek Kullanım : ?Kendisi, soracak olurlarsa Hayrettin Ağa’nın adresini vermesini söyledi.? -M. Yesari.

aferin almak : değerli görülüp beğenilmek.

affa uğramak : bağışlanmak.

affetmişsin : ?hiç de öyle değil, yanılıyorsun? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Yakın tarihe ait tefrikaların ezelî okuyucusu Başefendi, affetmişsin sen onu, dedi.? -H. Taner.

affını dilemek (istemek) : bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğini nezaketle bildirmek.

affınıza sığınarak : ?hoşgörünüze güvenerek? anlamında kullanılan bir nezaket sözü. Örnek Kullanım : ?Affınıza sığınarak malumatınızı da madamdan aldım.? -A. Ümit.

afi kesmek (satmak, yapmak) : birine karşı gösteriş yapmak. Örnek Kullanım : ?Yanındaki kıza afi yapmak için onun önüne, dilenciye sadaka verir gibi bahşiş fırlatan bir züppeyi, bıraksalar öldürecekti.? -H. Taner.

afiş yutmak : yalana dolana kanmak. Örnek Kullanım : Geç baba, geç, artık afiş yutmuyoruz.

afişte kalmak : tiy. oyun ilgi görerek günlerce oynanmak. Örnek Kullanım : Oyunun afişte kalması için başarıyla oynanması gerekir.

afiyet (afiyet şeker) olsun : ?yarasın, ağız tadıyla yensin’? anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

afiyet bulmak : iyileşmek, sağlığını kazanmak.

afiyet üzere olmak : sağlıklı, rahat yaşıyor olmak.

aforoz etmek : 1) kilise birliğinden çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Aforoz edilmiş, kiliseden kovulmuş.? -N. F. Kısakürek. 2) mec. darılıp biriyle konuşmamak, ilgiyi kesip kendinden uzaklaştırmak, toplum dışılamak. Örnek Kullanım : ?Siz kendi milletiniz için bunun yarısını söyleyin, milletin ço

afura tafura gelmemek : 1) çalım satmadan hoşlanmamak 2) böyle bir davranışa karşı tepki göstermek.

afyon çekmek : keyif için afyon yutmak.

afyon yutmak : 1) uyuşturucu olarak afyon kullanmak 2) mec. gerçeği göremeyecek kadar kendinde olmamak.

afyonu başına vurmak : aşırı davranışlarda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptığını bilememek.

afyonu patlamak : ayılmak, kendine gelmek.

Agopun kazı gibi bakmak : aptal aptal bakmak.

ağaç olmak : argo bir yerde ayakta durarak çokça beklemek. Örnek Kullanım : Neredesin yahu, seni bekleye bekleye ağaç olduk.

ağı gibi : 1) acı veren, çok etkileyen 2) çok sert, keskin.

ağına düşürmek : tuzağına düşürmek.

ağır basmak : ağırlık olarak fazla gelmek.

ağır çekmek : tartıda ağır gelmek.

ağır durmak : ciddi, ağırbaşlı, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek. Örnek Kullanım : ?Devlet adamlarının ileri gelenleri böyle sözlere karışmaz, ağır dururlar.? -M. Ş. Esendal.

ağır gelmek : 1) gücüne gitmek, onuruna dokunmak. Örnek Kullanım : ?Bu vazife bana çok ağır geliyor.? -N. F. Kısakürek. 2) yapılması güç gelmek.

ağır kaçmak : 1) gücendirici olmak, uygun düşmemek. Örnek Kullanım : Bu şaka biraz ağır kaçtı. 2) beklenenden fazla olmak. Örnek Kullanım : Hakem tarafından verilen kırmızı kart ağır kaçtı.

ağır kayba uğramak : maddi ve manevi büyük zarar görmek.

ağır ol! : 1) ?ciddi, ağırbaşlı, soğukkanlı, sabırlı ol!? anlamında kullanılan bir söz 2) ?acele etme, yavaş ol!? anlamında kullanılan bir söz.

ağır oturmak : ağırbaşlı olmak.

ağır söylemek : acı, dokunaklı sözler söylemek.

ağır yara almak : 1) kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek 2) bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek.

ağırdan almak : 1) bir işi gereken süre içinde bitirmemek, geciktirmek. Örnek Kullanım : ?Görüyorsunuz ki bu soyadı konusunda benim ağırdan alışım, bir tembellik değil.? -M. Ş. Esendal. 2) bir işi gönülsüz, isteksiz yapmak. Örnek Kullanım : ?Ama üstüme düşüldü mü bende bir gönül tokluğu, bir

ağırına gitmek : onuruna dokunmak veya gücüne gitmek. Örnek Kullanım : ?Kimse, dört çocuklu bir aileye ev vermek istememiş. Bu, büsbütün ağırına gitmiş.? -A. Ağaoğlu.

ağırlığı olmak : etkisi büyük olmak. Örnek Kullanım : ?Başsavcının yargıçlar arasında belli bir ağırlığı var kuşkusuz.? -A. Kulin.

ağırlığınca altın etmek (değmek) : çok değerli olmak.

ağırlığını (ortaya) koymak : kimliğini ve kişiliğini kabul ettirmek.

ağırlık basmak (çökmek) : 1) gevşeklik ve uyku gelmek 2) ağır bir hava kaplamak 3) sessizlik oluşmak. Örnek Kullanım : ?Yavaş yavaş bir ağırlık çöktü. Bir sakinlik herkesi kapladı.? -M. Ş. Esendal.

ağırlık olmak : 1) sıkıntı vermek. Örnek Kullanım : ?Kimseye ağırlık olmaz, kimseyi sıkıştırmaz, iyilikten başka bir şey yapmaz.? -Ö. Seyfettin. 2) birine yük olmak, kendi masrafını başkasına çektirmek.

ağız (ağzını) açmak : 1) konuşmaya başlamak 2) kesici aletleri keskin duruma getirmek 3) ağır sözler söylemeye başlamak 4) azarlamak, paylamak. Örnek Kullanım : ?Aman efendim, bendenize bir ağız açtılar, donakalmışım.? -M. Ş. Esendal. 5) alık alık bakmak.

ağız açtırmamak : çok konuşarak başkalarının söz söylemesine, konuşmasına engel olmak. Örnek Kullanım : Yusuf Efendi biçareye ağız açtırmıyordu.

ağız ağıza vermek (konuşmak) : iki kişi birbirine pek yakın durarak başkaları işitmeyecek bir biçimde konuşmak. Örnek Kullanım : ?Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı.? -R. N. Güntekin.

ağız aramak (yoklamak) : öğrenmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak.

ağız birliği etmek : bir konuda anlaşarak aynı biçimde konuşmak, söz birliği etmek.

ağız burun birbirine karışmak : 1) dayak sonucunda yüz yara bere içinde kalmak 2) yüzde aşırı öfke, üzüntü, yorgunluk vb. durumların izleri görünmek.

ağız değiştirmek : önce söylediğini başka türlü anlatmak. Örnek Kullanım : ?Gelgelelim Akif, Berlin’e gidip de oradaki kahveleri gördüğü vakit ağız değiştirmek zorunda kalır.? -S. Birsel.

ağız dil vermemek : konuşmamak, susmak.

ağız etmek : yaranmak için kibar konuşmaya çalışmak. Örnek Kullanım : ?Kolonya dökmekten, şeker tutmaktan iyi gözükeceğim diye ağız etmekten yoruldu.? -L. Tekin.

ağız kalabalığına getirmek : 1) birini gereksiz sözlerle şaşırtmak 2) ilgisiz sözler söyleyerek asıl konudan uzaklaştırmak.

ağız kullanmak : duruma, ortama göre söz söylemek. Örnek Kullanım : Ben nasıl ağız kullanıyorsam sen de o yolda konuş.

ağız satmak : yüksekten atarak kendini övmek.

ağız tamburası çalmak : 1) sözle avutmaya, oyalamaya çalışmak 2) soğuktan dişleri birbirine çarpmak, çenesi titremek.

ağız yapmak : birini kandırmak, yanıltmak amacıyla duygularını, düşüncelerini olduğundan başka türlü gösterecek biçimde konuşmak. Örnek Kullanım : ?Kaçacağım, tövbeler olsun, bir fırsatını bulayım diye ağız yaptı.? -M. Ş. Esendal.

ağız yaymak : açık ve dürüst konuşmaktan kaçınmak.

ağızda dağılmak : genellikle hamur işi, iyi pişmiş ve lezzetli olmak.

ağızda sakız gibi çiğnemek : bir söz veya düşünceyi sık sık tekrarlayıp durmak.

ağızdan ağıza dolaşmak (geçmek) : bir söz herkes arasında söylenilmek. Örnek Kullanım : ?Gazeteye yansıyan haber ağızdan ağıza geçerken açıklığını hemen hemen tamamen kaybetmiştir.? -Halikarnas Balıkçısı.

ağlama duvarına dönmek : herkesin şikâyetini, derdini dinler duruma gelmek.

ağrısız başına kaşbastı bağlamak : ?kendine gereksiz yere iş çıkarmak? anlamında kullanılan bir söz.

ağza (ağızlara) düşmek : dedikodu konusu olmak.

ağza alınmaz (alınmayacak) : söylenmesi ayıp, çirkin (söz, küfür). Örnek Kullanım : ?Bu ağza alınmaz söz üzerine karşıdakiler birden alevlendiler.? -O. C. Kaygılı.

ağza almamak : anmamak, sözünü etmemek. Örnek Kullanım : ?Tövbekâr olduktan sonra eskiden işlediğimiz günahlar ağza alınmaz.? -H. E. Adıvar.

ağza tat, boğaza feryat : ?miktarı çok az olan yiyecek? anlamında kullanılan bir söz.

ağzı açık (bir karış açık) kalmak : çok şaşırmak, şaşakalmak. Örnek Kullanım : ?Başımı kaldırıp yukarı bakınca şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor.? -A. Ümit.

ağzı açık ayran delisi (budalası) : 1) yeni gördüğü her şeye şaşkınlıkla bakan 2) saf, bön.

ağzı açık kalmak : şaşırmak. Örnek Kullanım : ?Dillere destan İstanbul nezaketini o evde gördüm, ağzım açık kaldı.? -A. Kutlu.

ağzı burnu yerinde : oldukça güzel, yakışıklı.

ağzı çiriş çanağına dönmek : ağzı kuruyup acılaşmak.

ağzı dili (ağzı) kurumak : 1) susuz kalmak 2) konuşamaz duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Ağzım dilim kurudu, kız yalvara yalvara? -Halk türküsü.

ağzı dili bağlanmak : herhangi bir sebeple konuşamaz olmak.

ağzı dili tutulmak : 1) konuşamamak 2) beklenmedik bir durum karşısında heyecanlanmak, hayranlık duymak. Örnek Kullanım : ?Kızları gördün, ağzın dilin tutuldu gayri.? -N. Cumalı.

ağzı dolu dolu konuşmak : heyecanlı söz söylemek. Örnek Kullanım : ?Birkaç kişiyle, garip bir lisanla ağzı dolu dolu konuşmaya başladı.? -S. F. Abasıyanık.

ağzı kilitlenmek : konuşamaz duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Fakat yalnız kaldıkları vakit ağzı kilitlendi ve tek gözü de Gülizar’ı görmez oldu.? -N. Hikmet.

ağzı köpürmek : çok öfkelenmek. Örnek Kullanım : ?Âdeta saldırdı üstüme ağzı köpürmüş, çirkin bayan.? -N. Hikmet.

ağzı kulaklarına varmak : çok sevinmek. Örnek Kullanım : ?Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum.? -R. N. Güntekin.

ağzı laf (lakırtı) yapmak : 1) kolay konuşma yeteneği olmak 2) inandırıcı söz söyleme yeteneği olmak. Örnek Kullanım : ?Çok şükür, ağzı laf yapandan çok, eli işe yatkın aydınlara muhtaç olduğumuzu, anlar gibiyiz.? -A. İlhan.

ağzı olan konuşuyor : ?konuyla ilgisi olmayan, bilir bilmez herkesin söyleyecek sözü var? anlamında kullanılan bir söz.

ağzı oynamak : 1) bir şeyler yemek 2) konuşmak.

ağzı sulanmak : 1) imrenmek 2) yeme, içme isteği artmak.

ağzı süt kokmak : çok genç ve toy olmak. Örnek Kullanım : ?Yazmaya başladığım günden bu yana ağzı süt kokan bir yazar olmaktan korkmuşumdur.? -T. Uyar.

ağzı teneke kaplı : şaka çok sıcak veya çok acı şeyleri kolaylıkla içebilen, yiyebilen (kimse).

ağzı var dili yok : 1) ?pek sessiz, kendi hâlinde? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Benim gibi ağzı var dili yok bir kadınla ne zevkleniyorsunuz?? -B. Felek. 2) ?konuşamayan, derdini anlatamayan? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Hey zavallı balık, diyor, ağzın var di

ağzı varmamak : söylemeye, açıklamaya gönlü elvermemek.

ağzına almak : 1) yemek, içmek 2) söylemek. Örnek Kullanım : ?Bir daha millet kelimesini ağzına alırsan dilini koparırım, anladın mı?? -R. H. Karay.

ağzına bir kemik atmak : birini küçük bir çıkarla susturmak.

ağzına burnuna bulaştırmak : bir işi beceremeyip berbat etmek, bozmak.

ağzına etmek : argo haddini bildirmek.

ağzına geldiği gibi : önünü sonunu düşünmeden.

ağzına geleni söylemek : 1) nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek 2) gelişigüzel, saçma sapan konuşmak.

ağzına gem vurmak : susturmak, söyletmemek.

ağzına kadar : boş yeri kalmayacak bir biçimde. Örnek Kullanım : ?Bir bardağı bu yeşil şerbetle ağzına kadar doldurdu.? -İ. O. Anar.

ağzına kilit takmak (vurmak) : 1) susmak 2) susturmak.

ağzına kira istemek : söylemesi beklenen şeyi söylemekte nazlı davranmak.

ağzına sağlık : 1) bir sözü yerinde söyleyen kişilere söylenen bir beğenme sözü 2) yapılan konuşmanın beğenildiğini belirtmek için söylenen söz.

ağzına sıçmak : 1) birini çok kötü duruma sokmak 2) bir şeyi, bir işi işe yaramaz duruma getirmek, bozmak.

ağzına takılmak : bir sözü konuşması sırasında bilinçsiz bir biçimde sürekli söylemek.

ağzına taş almak : söze karışmayıp susmak.

ağzına tıkmak : susturmak, konuşmasına engel olmak. Örnek Kullanım : ?Aleyhinde kim ne söylerse hemen ağızlarına tıkarlardı.? -O. C. Kaygılı.

ağzına verilmesini beklemek (istemek) : çalışmayıp işlerinin başkaları tarafından yapılmasını beklemek.

ağzına yakışmamak : söylemesi ayıp kaçmak, uygun düşmemek, yakışık almamak.

ağzına yüzüne bulaştırmak : bir işi kötü yapmak, becerememek. Örnek Kullanım : ?Yapılacak şey ehemmiyetsizce bir pansuman ama ağızlarına yüzlerine bulaştırmalarından korkuyorum.? -R. N. Güntekin.

ağzında bakla ıslanmamak : sır saklamamak.

ağzında yaş kalmamak : bir düşüncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak.

ağzından (söz, lakırtı) dirhemle çıkmak : çok az veya zorla konuşmak.

ağzından baklayı çıkarmak : baklayı ağzından çıkarmak.

ağzından bal damlamak (akmak) : çok tatlı konuşmak. Örnek Kullanım : ?Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın.? -A. İlhan.

ağzından burnundan getirmek : 1) huzurunu bozmak, sıkıntıya sokmak. Örnek Kullanım : ?Siz buraya bizi eğlendirmeye mi geldiniz yoksa ağzımızdan burnumuzdan getirmeye mi?? -O. C. Kaygılı. 2) pişman etmek için uğraşmak.

ağzından çıkanı (çıkan sözü) kulağı duymamak (işitmemek) : sözlerini tartmadan söylemek.

ağzından çıkmak : bir sözü istemeden, farkına varmadan söylemek, söylemiş bulunmak. Örnek Kullanım : Bir kez ağzımdan çıktı, o fiyata vereceğim.

ağzından çıt çıkmamak : hiçbir şey söylememek.

ağzından dökülmek : açıkça söylemekten çekindiği şey, konuşmasından belli olmak.

ağzından düşmemek (düşürmemek) : her zaman sözünü etmek, söylemek. Örnek Kullanım : ?Bu ne cehennemdir lafı ağzından düşmüyordu.? -N. Cumalı.

ağzından girip burnundan çıkmak : 1) türlü yollara başvurarak birini bir şeye razı etmek, kandırmak. Örnek Kullanım : ?O, köylülerin ağzından girip burnundan çıkmayı mükemmel becerir.? -S. Ertem. 2) iyice dövmek. Örnek Kullanım : ?Ulan, ağzını topla! Şimdi ağzından girer, burnundan çıkarım!? -M. Rona.

ağzından inci saçmak : birbirinden güzel sözler söylemek.

ağzından kaçırmak : istemediği hâlde boş bulunup söyleyivermek. Örnek Kullanım : ?Sen onun için en fena tabirleri kullanıyorsun, asabisin, ağzından çirkin şeyler kaçırıyorsun.? -P. Safa.

ağzından lakırtı (laf) almak (çekmek) : karşısındakini konuşturarak birtakım şeyleri öğrenmek. Örnek Kullanım : ?Ağzımdan lakırtı almak istiyorsun ama demeyeceğim.? -B. Felek.

ağzını açıp gözünü yummak : öfke ile, sonunu düşünmeden ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek. Örnek Kullanım : ?Fakat bu inat, Emine’nin çenesini açmış kızın ne kadar kusuru varsa babasından geldiğini söylerken, Tevfik’e ağzını açmış, gözünü yummuştu.? -H. E. Adıvar.

ağzını aramak (yoklamak) : konuşturarak düşüncesini öğrenmeye çalışmak. Örnek Kullanım : ?Ağzımı aradı, rahat mıydım, burada okuyacağımı aklım kesmiş miydi?? -A. Kutlu.

ağzını bırakıp kıçıyla (bir tarafıyla) gülmek : alay ederek karşısındakine gülmek.

ağzını bozmak : kaba sözler söylemek, küfretmek. Örnek Kullanım : ?Bütün yapma inceliğine karşın kabaydı karısına karşı. Dövdüğü de oluyordu, ağzını bozduğu da.? -O. Rifat.

ağzını burnunu çarşamba pazarına (çanağına) çevirmek : aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek.

ağzını burnunu dağıtmak (kırmak, parçalamak) : aşırı bir biçimde döverek perişan duruma getirmek.

ağzını havaya (poyraza) açmak : alay umduğunu elde edememek.

ağzını hayra aç! : kötü ihtimaller söz konusu edildiğinde ?Tanrı korusun? anlamında kullanılan bir söz.

ağzını kapamak (kilitlemek) : susmak, bir şey söylemek istememek. Örnek Kullanım : ?Kendini tutamıyorsun, bari ağzını kapa, sus, küçülme.? -P. Safa.

ağzını kiraya vermek : kendini de ilgilendiren bir konuda düşüncesini söylememek.

ağzını koklamak : niyetini ve durumunu öğrenmek istemek.

ağzını mühürlemek : konuşmamak, susmak. Örnek Kullanım : ?Yine o değişmeyen ızdırap ile ağzını mühürler.? -Y. Z. Ortaç.

ağzını sıkı (pek) tutmak : sır vermemek.

ağzını toplamak : söylemekte olduğu kötü söz veya küfürleri kesmek. Örnek Kullanım : ?Evvela ağzını topla! Ağzını bozarsan ben de senden aşağı kalmam.? -S. F. Abasıyanık.

ağzını tutmak : 1) boşboğazlık etmemek 2) kötü söz söylememek 3) bir konuda arzu edilmeyen düşüncelerin açığa çıkmasını susarak önlemek.

ağzının içi yangın yerine dönmek : ağzının tadı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek. Örnek Kullanım : ?Ağzımın içi yangın yerine dönüp yine de ağrılar kesilmeyince çok sıkıntılı bir vaziyete düştüm.? -R. N. Güntekin.

ağzının içine baktırmak : sözlerini seve seve ve dikkatle dinletmek.

ağzının kâhyası olmak : birinin alışkanlıklarına, davranışlarına, düzenine karışmak.

ağzının mührü ile : oruçlu olarak.

ağzının payını (ölçüsünü) almak : verilen karşılıkla bir kimseye söylediğine veya yaptığına pişman olmak.

ağzının perhizi yok : ?ağzına geleni söyler? anlamında kullanılan bir söz.

ağzının suyu akmak : çok beğenip istemek, imrenmek. Örnek Kullanım : ?Bu ziyafete elimiz erişmiyor, uzaktan ağzımın suyu akıyor.? -R. N. Güntekin.

ağzının tadı bozulmak (kaçmak) : bir kimsenin kurulu düzeni, dirliği bozulmak.

ağzının tadını bilmek : 1) güzel yemeklerden anlamak 2) her şeyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak. Örnek Kullanım : ?Demek sen artık ağzının tadını bilmiyorsun! Demek senin hiçbir zevkin kalmamış!? -A. Ş. Hisar.

ağzının tadını kaçırmak : 1) neşesini, keyfini bozmak. Örnek Kullanım : ?Ben o kadınlardan değilim ki, evin büyüğü ben olacağım diye tutturup akılsızlıklarla ağzımın tadını kaçırayım.? -M. Ş. Esendal. 2) bir kimsenin kurulu düzenini bozmak.

ağzıyla içmesini bilmek : sözünü, sohbetini karşıdaki kişiyi incitmeyecek bir biçimde ayarlamak.

ağzıyla kuş tutsa… : ?ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalık gösterse? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Aktör, o her günkü pırtısını giyip de sahneye çıkarsa, ağzıyla kuş tutsa seyirciye Demirhane Müdürü olduğunu yutturamaz.? -S. F. Abasıyanık.

ah almak : birinin ilenmesini üstüne çekmek.

ah çekmek : derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek.

ah etmek : 1) acı ile içini çekmek 2) mec. ilenmek. Örnek Kullanım : ?Vakit vakit gözlerini kapayarak o herkesin / Ah ettiği sevda adlı günahkârı düşündün mü?? -E. B. Koryürek.

ah vah etmek (demek) : pişman olmak. Örnek Kullanım : ?Yaptığım deliliğe ne zaman ah vah diyeceğimi bir kestirebilsem.? -S. F. Abasıyanık.

ahbap çıkmak : önceden tanışmış olmak. Örnek Kullanım : ?Gümrükten itibaren her rast geldiği adamla ahbap çıktı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

ahenk almak : uyumlu duruma gelmek.

ahenk vermek : düzeni, uyumu sağlamak. Örnek Kullanım : ?Türk diline en asil ahengini veren sanatkârı düşüneceğiz.? -O. S. Orhon.

Ahfeşin keçisi gibi başını sallamak : söylenen sözü anlama dan kafa sallayarak onaylamak.

ahı çıkmak : yaptığı ilenme, etkisini göstermek.

ahı gitmek vahı kalmak : iyice zayıflamak, iş göremez duruma gelmek.

ahını yerde koymamak : öcünü almak. Örnek Kullanım : ?Sen öz babanın öcünü alamadın diye o da dedesinin ahını yerde mi koyacaktı?? -N. Hikmet.

ahiretini yapmak (zenginleştirmek) : hayır işleri yaparak sevap kazanmak.

ahirette on parmağı yakasında olmak : kendisine karşı sorumlu olan kimseden ahirette hesap sormak. Örnek Kullanım : ?Artık sana dünyada rastlayamazsam yarın ahirette on parmağım yakanda olsun!? -H. R. Gürpınar.

ahkâm çıkarmak : kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak.

ahkâm kesmek : 1) çekinmeden kesin yargılarda bulunmak. Örnek Kullanım : ?İşin içinde olmanın verdiği rahatlıkla bol keseden ahkâm kesen akıl hocalarının eleştirilerine hedef olmayı önleyemezler.? -T. Halman. 2) bilir bilmez konuşmak.

ahkâm yürütmek : bir sözden kendi anlayışına göre sonuçlar çıkarmak.

ahtapot gibi : 1) sırnaşık, yapışkan (kimse) 2) sömürmek amacıyla birçok işe, konuya el atan (kimse).

ak sakaldan yok sakala gelmek : çok yaşlanıp iyice kuvvetten düşmek.

akamete uğramak : başarısız olmak, sonuçsuz kalmak.

akan sular durmak : itiraz edememek, söyleyecek sözü kalmamak. Örnek Kullanım : ?Böyle duru bir mantık karşısında akan sular duruyordu.? -A. Kulin.

akarı kokarı olmamak : bilinen herhangi bir eksiği, kusuru bulunmamak. Örnek Kullanım : ?Ev bize dar geliyor, çürük çarık, akarı kokarı eksik değil.? -N. Kurşunlu.

akarına bırakmak : işin sonucunu sabırla beklemek, doğal gelişmeyi beklemek. Örnek Kullanım : ?İçeriğin nasıl aktarılacağına dikkat etmiş, dilin olanaklarını akarına bırakmıştır.? -S. İleri.

akarsu gibi : aralıksız, kesintisiz. Örnek Kullanım : ?Cevapları pek açık ve akarsu gibi idi.? -F. R. Atay.

akı ak karası kara : beyaz tenli, kara gözlü, kara saçlı.

akıl almak : danışmak, görüş almak.

akıl almamak : inanılacak gibi olmamak, akla uygun gelmemek.

akıl bırakmamak : kafa karıştırmak.

akıl danışmak : bir konuda birinin görüşünü sormak. Örnek Kullanım : ?O cinayeti işlemeden evvel gelip bize akıl mı danıştın?? -P. Safa.

akıl durdurmak : bir şey çok şaşırtıcı olmak, insanı şaşırtmak.

akıl erdirememek (ermemek) : 1) ne olduğunu anlayamamak, sırrını çözememek. Örnek Kullanım : ?Çalıştıkça da borcumuz azalacağına artıyor, işte buna bir türlü akıl erdiremiyorum.? -Halikarnas Balıkçısı. 2) kabul edememek.

akıl erdirmek : ne olduğunu anlamak, sırrını çözmek. Örnek Kullanım : ?Yaşadığımız müddetçe bu muammaya akıl erdirmek bizim için pek kabil değildi.? -H. C. Yalçın.

akıl ermek : anlamak, çözmek.

akıl etmek : herhangi bir önlem veya çareyi zamanında düşünmek. Örnek Kullanım : ?Duvar saatine bakmayı akıl ettiğinde ise zihni adamakıllı bulandı.? -İ. O. Anar.

akıl havsala almamak : akla mantığa sığmamak. Örnek Kullanım : ?Artık bu kadarını akıl havsala alamaz.? -R. H. Karay.

akıl hocalığı taslamak : bir işte doğruyu, iyi olanı gösterdiğini sanmak. Örnek Kullanım : ?Burada akıl hocalığı taslıyorum ama ben böyle akılsızlıkları çok yapıp birkaç kere sorunla karşılaştım.? -R. Erduran.

akıl işi değil : ?akla uygun değil, doğru değil? anlamında kullanılan bir söz.

akıl öğretmek : birine nasıl davranacağını göstermek, yol göstermek, akıl vermek. Örnek Kullanım : ?Sana ne oluyor? Akıl öğretecek sen mi kaldın?? -N. Hikmet.

akıl vermek : akıl öğretmek.

akıl yürütmek : 1) herhangi bir konuda fikir vermek 2) tahminde bulunmak.

akılda tutmak : unutmamak.

akıldan çıkarmak : 1) düşünmemek 2) unutmak.

akıllı geçinmek : kendini çok akıllı sanmak. Örnek Kullanım : ?Akıllı geçinen kadınlardan beklenebilecek tepkileri vermedi hiç.? -R. Erduran.

akıllı olmak : gerçeklere uygun davranmak. Örnek Kullanım : ?Mesut olmak için akıllı olmak kifayet eder, baht, talih bunlar boş şeydir!? -M. Ş. Esendal.

akıllılık etmek : 1) yerinde ve uygun davranmak 2) uyanık davranmak.

akılsızlık- akılsızlık etmek : düşüncesiz ve yersiz davranmak.

akım derken bokum demek : kaba sözünü yerli yerince söyleyememek.

akıntıya (akıntıya karşı) kürek çekmek : olmayacak bir iş uğrunda boşuna çabalamak. Örnek Kullanım : ?Böyle akıntıya kürek çektiğine çok acıdım doğrusu.? -N. Hikmet.

akıntıya kapılmak : 1) bir akıntının etki alanına girmek, akıntı ile birlikte sürüklenmek. Örnek Kullanım : ?Aralarından biri akıntıya kapıldığı zaman ötekiler var kuvvetleriyle dayanarak onu geri çekiyorlardı.? -R. N. Güntekin. 2) mec. etki altında kalarak bir topluluğun davranışına k

akıp gitmek : çabuk geçmek. Örnek Kullanım : ?Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.? -Atatürk.

akideyi bozmak (akidesi bozulmak) : doğru bilinen bir inanış veya gidişten ayrılmak.

akim kalmak : sonuca ulaşamamak, başarı sağlayamamak.

akis uyandırmak : bir konu üzerinde düşünülmesine, tartışılmasına yol açmak, ilgi veya tepki yaratmak.

akla (akıllara) durgunluk vermek : hayranlık uyandırmak. Örnek Kullanım : ?Fatih Sultan Mehmet Han hazretlerinin akıllara durgunluk veren bir fetihle Osmanlı mülkü hâline getirdiği İstanbul dünyanın en güzel, en harikulade şehridir.? -B. Akyavaş.

akla fenalık vermek : çok şaşırtmak, çıldırtmak, zıvanadan çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Aman ya Rabbi, akla fenalık verecek hadiseler bundan sonra başladı.? -R. H. Karay.

akla gelmek : hatırlamak.

akla gelmemek : 1) hatırlanamamak 2) olabileceğini düşünmemek.

akla hayale gelmemek : inanılmamak. Örnek Kullanım : ?En akla hayale gelmeyen şeylere dikkat eder, bunları derler toplar ve umumi büyük neticeler çıkarır.? -N. Hikmet.

akla karayı seçmek : bir işi başarıncaya değin çok sıkıntı çekmek, güçlüklerle karşılaşmak. Örnek Kullanım : ?Ben kendi hesabıma bir parça Fransızca öğrenebilmek için akla karayı seçtim.? -B. R. Eyuboğlu.

akla sığar gibi : aklın kabul edebileceği bir biçimde, makul. Örnek Kullanım : Söyledikleriniz akla sığar gibi değil.

akla sığmamak : inanılacak gibi olmamak, akla uygun gelmemek. Örnek Kullanım : ?Ismarlama bir hükümdar soyu bulmak ve yaratmak pek akla sığacak bir yol görünmüyordu.? -H. C. Yalçın.

aklı (bir şeye) takılmak : zihni bir şeyle sürekli olarak uğraşmak. Örnek Kullanım : ?Aklı bir şeye takılmış gibiydi komiserin, konuşuyor boyuna.? -N. Hikmet.

aklı almamak : 1) biri bir şeyi anlayamamak, kavrayamamak 2) bir şeyin olabileceğine inanmamak 3) uygun bulmamak. Örnek Kullanım : Çocuğun bu geç saatte evden izinsiz çıkıp gitmesini aklım almıyor.

aklı başına gelmek : 1) davranışlarının yanlışlığını sezerek doğru yolu bulmak. Örnek Kullanım : ?O zaman her şey düzelir, erkeğin de aklı başına gelir.? -P. Safa. 2) ayılmak, kendine gelmek. Örnek Kullanım : ?Bir hastalık hâli olduğu anlaşılan bu ilk sersemlikten sonra yavaş yavaş aklı başına gel

aklı başında olmamak : iyi düşünebilir durumda olmamak.

aklı başından gitmek : çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağını şaşırmak. Örnek Kullanım : ?El âlemin çocuklarının tek evladını paraladıklarını düşündükçe aklı başından gidiyordu.? -E. Şafak.

aklı başka yerde olmak : başka şeyler düşünmek. Örnek Kullanım : ?Affet Kâmuran, aklım başka yerdeydi.? -R. N. Güntekin.

aklı bir (beş) karış yukarıda (havada) olmak : değişik sebeplerden dolayı dengeli düşünemez durumda olmak.

aklı bir yerde olmak : bir iş yaparken başka bir şey düşünmek. Örnek Kullanım : ?Aklı hep evde, Gülsüm’deydi.? -Ö. Seyfettin.

aklı bokuna karışmak : kaba korkudan şaşırıp ne yapacağını bilememek.

aklı çıkmak : sonucun kötü olacağını düşünerek korkuya kapılmak. Örnek Kullanım : Para harcayacak diye aklı çıkıyor.

aklı dağılmak : düşünceyi belli bir konu, sorun üzerinde toplayamamak.

aklı durmak : düşünemez bir duruma gelmek, şaşırmak.

aklı ermek : 1) anlayabilmek. Örnek Kullanım : ?Bir sihirbaz inceliği ile başlayan iş, bir hamal kabalığı ile bitirilmeli ki neticeye aklı ersin.? -N. F. Kısakürek. 2) akılca olgunlaşmak. Örnek Kullanım : ?Aklı her şeye eriyor, eli her işe yatıyor.? -A. İlhan.

aklı fikri bir şeyde olmak : düşüncesini bir konuda yoğunlaştırmak. Örnek Kullanım : ?Aklı fikri bostanda olduğu için bunlardan nasıl ayrılacağını tekrarlıyordu.? -O. C. Kaygılı.

aklı gitmek : 1) şaşırmak, korkmak 2) çok beğenmek, bayılmak. Örnek Kullanım : ?Leman’ın aklı gitti bu anda sinemaya.? -N. Hikmet.

aklı kalmak : beğendiği bir şeyi düşünmekten kendini alamamak.

aklı karışmak : ne yapacağını bilememek, şaşırmak, bocalamak.

aklı kesmek : 1) anlamak, idrak etmek 2) bir şeyin olabileceğine inanmak. Örnek Kullanım : ?Ağzımı aradı, rahat mıydım, burada okuyacağımı aklım kesmiş miydi?? -A. Kutlu.

aklı kesmemek : 1) anlayamamak, idrak edememek 2) sonucu tahmin edememek.

aklı sonradan gelmek : 1) verdiği kararın yanlış olduğunu anlayıp vazgeçmek 2) bir şeyi sonradan hatırlayarak yapmak.

aklı yatmak : anlamaya başlamak, olacağına inanmak. Örnek Kullanım : ?Söylediklerimin doğru olabileceğine aklı yatmaya başladı.? -A. Ümit.

aklı zıvanadan çıkmak : delirmek, aklını oynatmak.

aklıma gelen başıma geldi : ?olmasından korktuğum şey oldu? anlamında kullanılan bir söz.

aklın süzgecinden geçirmek : etraflıca düşünmek, çok iyi muhakeme etmek. Örnek Kullanım : ?Aklın olmadıktan sonra istediğin denli deneylerden geç. O deneyleri aklın süzgecinden geçirmedikten sonra.? -M. İzgü.

aklına bir şey gelmek : hatırlamak.

aklına düşmek : 1) hatırlamak. Örnek Kullanım : ?Kırmızı gül goncasına kavuştu / Sılada sevdiğim aklıma düştü? -Halk türküsü. 2) kafasında bir düşünce doğmak.

aklına esmek : daha önce düşünmemiş olduğu şeyi birden yapmaya karar vermek. Örnek Kullanım : ?O da, aklına ne eserse işleyen biri.? -N. F. Kısakürek.

aklına gelmek : 1) hatırlamak, anımsamak. Örnek Kullanım : ?Kız kaybolduktan sonra aklına geldi babası olduğu.? -A. Ümit. 2) bir şeyi yapmayı düşünmek, tasarlamak. Örnek Kullanım : ?Bu düşünce aklına gelince delikanlı hemen söze başladı.? -N. Hikmet.

aklına getirmek : 1) hatırlatmak 2) olabileceğini düşünmek. Örnek Kullanım : ?Ve birdenbire o kendini, şimdiye kadar gelmediği, böyle olacağını aklına bile getirmediği bir yerde buldu.? -N. Hikmet.

aklına sığdırmak : bir şeyin olabileceğine inanmak, aklı almak.

aklına sığmamak : 1) anlayamamak, kavrayamamak 2) olabileceğine inanmamak.

aklına takmak : sürekli olarak bir şeyi düşünmek, bir düşünceye saplanıp kalmak. Örnek Kullanım : ?Tartışma, grevin nereden çıktığını aklına takanlar yüzünden büyüyüp genişledi.? -N. Uygur.

aklına turp sıkayım : tkz. aklına şaşayım. Örnek Kullanım : ?Bu soğukta vapurun burasında oturmayı akıl edenin aklına turp sıkayım.? -S. F. Abasıyanık.

aklına uymak : başka birinin düşüncesine göre iş yapmak, davranmak. Örnek Kullanım : ?Zaten bizim Hacer’in aklına uydum da geldim.? -N. Hikmet.

aklına yatmak : doğru olduğunu kabul etmek. Örnek Kullanım : ?Söyledikleri aklıma yattı, eli ayağı düzgün, iyi bir Türk kızı bulup evlenebilir, geç de olsa çoluk çocuğa karışabilirdim.? -A. Ümit.

aklına yelken etmek : düşüncesizce davranmak veya aklına geleni hemen yapmak.

aklında kalmak : 1) hatırlamak. Örnek Kullanım : ?Aklımda kaldığına göre, Raşit çocukla aramızda ancak iki üç aylık bir fark var.? -R. N. Güntekin. 2) unutamamak.

aklından çıkarmamak : sürekli hatırlamak, unutmamak. Örnek Kullanım : ?Ben senin yengenim, amcanın karısıyım, bunu sakın aklından çıkarma!? -P. Safa.

aklından çıkmak : unutmak.

aklından geçirmek : bir şeyi yapmayı düşünmek, tasarlamak. Örnek Kullanım : ?Aklından geçirdiği gerçekmiş gibi telaşlanmıştı.? -N. Cumalı.

aklından zoru olmak : akla sığmayacak işler yapmak.

aklını (bir şeyle) bozmak : bir şey üzerine çok düşerek hep onunla uğraşıp durmak.

aklını başına almak (toplamak, devşirmek) : akılsızca davranışlarda bulunmaktan kendini kurtarmak. Örnek Kullanım : ?Burası Ankara değil, aklını başına al, uslu otur.? -R. H. Karay.

aklını başka yere vermek : konuşulan konudan başka bir şey düşünür olmak.

aklını devşirmek : aklı başına gelmek.

aklını kaçırmak : 1) delirmek. Örnek Kullanım : ?Cesareti de adamakıllı kırılmış, aklını kaçıran babasının hâli onu perişan etmişti.? -İ. O. Anar. 2) gereksiz, yersiz iş yapmak.

aklını kullanmak : iyice düşünüp taşınarak hareket etmek. Örnek Kullanım : ?Hayatta güçlü olacaksın, parasız kalmayacaksın, aklını kullanacaksın.? -Ü. Dökmen.

aklını oynatmak : çıldırmak. Örnek Kullanım : ?Allah Allah, bu adam gittikçe aklını oynatıyor.? -Y. Kemal.

aklını peynir ekmekle yemek : alay akılsızca ve düşüncesizce davranışta bulunmak.

aklını şaşırmak : yerinde olmayan bir iş yapmak, yersiz düşünmek. Örnek Kullanım : ?Bu kadar genç bir kızla evlenmek için Şakir amca aklını şaşırdı herhâlde.? -P. Safa.

aklını takmak : aklına takmak.

aklını yormak : hatırlamaya çalışmak, zihnini zorlamak. Örnek Kullanım : ?Aklını yorma, bulamazsın.? -R. N. Güntekin.

aklının ayarını bozmak : doğru düşünemez, davranamaz duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Âşık olunca aklının ayarını bozanları çok gördüm ama Ethel benliğini yitirmişti düpedüz.? -E. Şafak.

aklının bir köşesine yazmak : ileride hatırlamak üzere belleğine almak.

aklının köşesinden geçmemek : hiçbir zaman düşünmemek. Örnek Kullanım : ?Rahmetliyi suçlamak aklımın köşesinden geçmez.? -H. Taner.

aklının terazisi bozulmak : akıllıca olmayan davranışlarda bulunacak bir duruma düşmek.

aklının ucundan bile geçirmemek : hiçbir biçimde düşünmemek.

aklınla bin yaşa : herhangi bir sorun karşısında hemen çözüm üreten kişiye bu özelliğinin beğenildiğini belirtmek için kullanılan bir söz.

akraba çıkmak : konuştuktan sonra akraba olduklarını anlamak.

akrep gibi : her fırsatta sözleriyle başkalarını inciten veya onlara kötülük eden.

aksi gibi : istenmediği hâlde, aksilik olarak. Örnek Kullanım : ?Oysa ki askerdeyken aksi gibi, bir kere bile hastalanmamıştı.? -N. Hikmet.

aksi şeytan : işler yolunda gitmediği zaman ?ne kadar ilgisiz, münasebetsiz? anlamında kullanılan bir söz.

aksiliği tutmak : güçlük çıkarmak, inadında direnmek.

aksiliği üstünde (olmak) : olumsuz davranış içerisinde (olmak). Örnek Kullanım : ?Hacı Ömer’in bütün aksiliği üstündeydi.? -R. N. Güntekin.

akşam ahıra sabah çayıra : hayatta yiyip içip yatmaktan başka kaygısı olmayanlar için söylenen bir söz.

akşama kalmak : iş gecikmek, bitmemek.

akşamdan kalmış (kalma) : geceki sarhoşluğun mahmurluğunu taşıyan.

akşamdan kavur, sabaha savur : 1) kazandığını günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanılan bir söz 2) söylediği sözü tutmayan kişiler için kullanılan bir söz.

akşamdan sonra merhaba : iş işten geçtikten, olan olduktan sonra gösterilen ilginin yararlı olmayacağını belirten bir söz.

akşamı akşam etmek : akşamın olmasını sabırsızlıkla beklemek.

akşamı bulmak (etmek) : akşamlamak, günü bitirmek. Örnek Kullanım : ?Halk baharları ve yazları, dolmalarla, helvalarla gidip akşamı eder, şen şatır dönerlermiş.? -S. M. Alus.

akşamı zor etmek : bir türlü akşam olmamak.

aküsü bitmek : 1) taşıtlarda depolanan enerji bitmek 2) mec. bitkin düşmek, çok yorulmak. Örnek Kullanım : ?Ok gibi taa Viyanalara kadar gelmişsiniz ama şimdi akünüz bitmiş, yürümeye korkuyorsunuz.? -F. Baykurt. 3) mec. iyice yaşlanmak, elden ayaktan düşmek.

al (alın) … : işte. Örnek Kullanım : ?Uykuysa, uyumak bir marifetse al uykuyu diyerek akşama kadar uyudum.? -T. Buğra.

al aşağı vur yukarı : çekişe çekişe pazarlık yapılırken söylenen bir söz.

al benden de o kadar : tkz. ?ben de aynı düşüncedeyim, aynı durumdayım? anlamında kullanılan bir söz.

al birini, vur ötekine (birine) : hiçbiri işe yaramaz, hepsi bir ayarda.

al giymedim ki alınayım : ?bu işle hiçbir ilgim olmadığı için söylenen sözleri kendi üzerime almadım? anlamında kullanılan bir söz.

al gülüm ver gülüm : 1) çıkar ilişkilerinde bazı sıkıntıları karşılıklı olarak görmezden gelme 2) bir kimseye yapılan hizmetin hemen karşılığını bekleme durumu. Örnek Kullanım : ?Yooo, dedi, al gülüm ver gülüm. On para için ben senin canını alırım, on para için sen benim canımı al.? -R.

al kanlara boyanmak : 1) yaralanmak 2) vurularak ölmek 3) şehit olmak.

al kiraz üstüne kar yağmış : düşünülmeyen, beklenilmeyen şeylerin de olabileceğini anlatan bir söz.

al sana bir … daha : yeni bir aksilik olduğunda bezginlik bildirmek için ?işte? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Al sana bir hayal kırıklığı daha!? -A. Erhat.

al takke ver külah : 1) uzun bir çekişmeden sonra, çekişe çekişe. Örnek Kullanım : ?Al takke ver külah, kırsal kesimi çocuğunu okutmanın yararına inandırdık.? -A. İlhan. 2) aralarındaki senli benli ilişkiyi sürdürerek.

alabanda vermek : argo azarlamak, paylamak, haşlamak.

alabandayı yemek : argo adamakıllı azarlanmak.

alabora olmak : 1) tekne, sandal vb. deniz araçları devrilip ters dönmek. Örnek Kullanım : ?Kaptan, gemiyi ağzına kadar doldurmuş, gemi yan yatmış, bir deniz çalkantısıyla alabora olmuş.? -N. Hikmet. 2) mec. işler altüst olmak.

alaca düşmek : meyve olgunlaşmaya başlamak.

alacağına şahin, vereceğine karga (kuzgun) : alacağını isterken ısrar eden, borcunu öderken de güçlük çıkaran kimse.

alacaklı çıkmak : alacağı vereceğinden çok olmak.

alaka (alakasını) çekmek (toplamak, uyandırmak) : ilgi çekmek. Örnek Kullanım : ?Bu sahneyi mangalın başında Havva Hanım bize kaç defa tekrar etti, hatırlayamam. Ama her defasında bizde büyük bir alaka uyandırıyordu.? -H. E. Adıvar. ?Yahu, biz bu hanımın sadece elini öpebilmek için ne yapacağımızı bilemez ve alakas

alaka duymak : ilgi duymak.

alakayı (alakasını) kesmek : ilgisi kalmamak, ayrılmak. Örnek Kullanım : Fabrikayla alakamı kestim.

alarma geçmek : beliren tehlikeye karşı direnebilecek, dayanabilecek duruma gelmek.

alaşağı etmek : 1) yetkilerini elinden alıp birini yerinden uzaklaştırmak, atmak, kovmak 2) kapıp yere vurmak 3) mec. kötülemek, değersiz göstermek. Örnek Kullanım : ?Her on yılda bir, geçmişten bu yana süregelen edebiyatı alaşağı ediyoruz.? -T. Uyar.

alay geçmek : argo alay etmek.

alaya almak : alay etmek, eğlenmek. Örnek Kullanım : ?Büyük İskender’den de bir şey yaşadığını seziyor ve kendi kendisini alaya alıyor.? -N. F. Kısakürek.

alaya bozmak : alay niteliği vermek.

alaya vurmak : ciddiyken sonradan alay ediyormuş gibi bir havaya girmek. Örnek Kullanım : ?Hep şakaya almış, alaya vurmuştu ablasıyla eski kocasının savaşını.? -A. Kulin.

albeni vermek : çekiciliğini artırmak, ilgi toplamak, hoş ve güzel göstermek. Örnek Kullanım : ?Son yirmi yılın matematikçileri bilimlerine albeni verebilmek için yeni bir matematik buldular.? -H. Taner.

alçacık dağları ben yarattım demek : çok kurumlu olmak, kendini çok beğenmek.

alçaktan uçmak : argo atılan palavra düzeyi az olmak.

aldı : hlk. ?söylemeye başladı? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Aldı Kerem. Aldı Köroğlu.

aldı sazı eline : hiç kimseyi konuşturmadan konuşan kimseler için kullanılan bir söz.

aldığı abdest ürküttüğü kurbağaya değmemek : sağladığı yarar, verdiği zararı karşılamamak.

aldırış etmemek : 1) ilgi göstermemek, ilgilenmemek, ilgisiz kalmak 2) önem vermemek, aldırmamak, umursamamak. Örnek Kullanım : ?Kendi alanına dokunmayan bir şeye aldırış etmez.? -H. E. Adıvar.

alet olmak : bilerek veya bilmeyerek kötü bir işe aracılık etmek, vasıta olmak. Örnek Kullanım : ?Mustafa Kemal’de tek olmayan şey, ‘alet olmak’ zaafı idi.? -F. R. Atay.

alev almak : 1) tutuşmak, yanmaya başlamak. Örnek Kullanım : ?Sobada çıralar hemen alev almış, odunları da tutuşturmuştu.? -T. Buğra. 2) mec. coşmak, heyecanlanmak, heyecana gelmek 3) mec. öfkelenmek, kızmak 4) mec. telaşlanmak.

alev bacayı (saçağı) sarmak : ateş bacayı sarmak.

alev gibi parlamak : canlı, ışıl ışıl olmak. Örnek Kullanım : ?Gözleri siyah bir alev gibi parlıyordu.? -Ö. Seyfettin.

aleyhe dönmek : karşı durum almak, karşı duruma geçmek.

aleyhinde (aleyhine) söylemek (bulunmak) : çekiştirmek, yermek.

alı al, moru mor : telaş veya yorgunluktan yüzü kıpkırmızı kesilmiş (olarak). Örnek Kullanım : ?Çıplak, kuvvetli topuklarının altında şıpıdıklarının ökçelerini ezerek alı al, moru mor bir telaşla geliyordu.? -H. R. Gürpınar.

alı alına, moru moruna : sağlıklı, kanlı canlı. Örnek Kullanım : ?Şahsına bakarsan iri yarı, alı alına, moru moruna, dinç, ablak bir insan…? -R. N. Güntekin.

alıcı çıkmak : 1) müşteri olmak 2) istemek, talip olmak. Örnek Kullanım : ?İzmir’den gelmiş birtakım hanımlar onu kız sanıp alıcı çıktılar.? -M. Ş. Esendal.

alıcı gözüyle bakmak : inceden inceye gözden geçirmek. Örnek Kullanım : ?Şimdiye kadar pek alıcı gözüyle bakmamıştı.? -S. F. Abasıyanık.

alın damarı çatlamış : ar damarı çatlamış.

alın teri dökmek : çok emek vermek, zahmetli bir iş görmek. Örnek Kullanım : ?Doğrusu çok alın teri döktük amma değerdi / Neşe veren kasvetimiz yorgunluğu giderdi? -E. B. Koryürek.

alıp başını gitmek : başını alıp gitmek.

alıp satmaz görünmek : ilgisiz görünmek veya davranmak.

alıp sattığı olmamak : hiç ilgisi bulunmamak. Örnek Kullanım : ?Lisan kursunu filan alıp sattığı yokmuş.? -H. Taner.

alıp vereceği olmamak : bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak. Örnek Kullanım : Onun benimle ne alıp vereceği olabilir?

alıp vermek : 1) kalp çarpıntısı geçirmek 2) herhangi bir konu üzerinde yoğun olarak düşünmek.

alıp yürümek : az zamanda çok ilerlemek, yayılmak, çoğalmak, artmak. Örnek Kullanım : ?Bu kasıt tertibi, aramızı bozabilecek bir cinayet davasının alıp yürümesine, dallanıp budaklanmasına yol açtı.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

alışkanlıktan (alışkanlığından) kopamamak : belli bir huydan vazgeçememek, alışıklığı bırakamamak. Örnek Kullanım : ?Bir zorunluluk olmadan alışkanlıklarımızdan kolay kolay kopamıyoruz.? -H. Taner.

alışverişe çıkmak : alım satım işi için çarşıya gitmek.

alışverişi kesmek : biriyle ilgisi kalmamak.

Ali kıran baş kesen : zorba.

Alinin külahını Veliye, Velinin külahını Aliye giydirmek : birinden aldığını öbürüne, bir başkasından aldığını da ona vererek işini yürütmek.

alkış almak : çok beğenilmek.

alkış kopmak : birdenbire güçlü bir biçimde el çırpılmak.

alkış toplamak : çok alkışlanmak.

alkış tufanı kopmak : sürekli ve coşkun alkış başlamak. Örnek Kullanım : ?Daha ilk nağmelerde meyhaneyi sarsan bir alkış tufanı koptu.? -S. F. Abasıyanık.

alkış tutmak : 1) topluca el çırparak yüksek sesle ?yaşa, var ol? vb. sözler söyleyerek birini alkışlamak 2) taraftar olmak, belli bir görüşten yana olmak. Örnek Kullanım : ?Batıla alkış tutanların karşısına geçip hata eylediğimi yeni yeni öğrenmiş bulunuyorum.? -S. Ayverdi.

alkol duvarını aşmak : çok sarhoş olmak.

Allah (Allahı) var : ?doğrusunu söylemek gerekirse? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Allah var, böyle bir işi o yapmaz.

Allah Allah! : 1) şaşma veya can sıkıntısı anlatan bir ünlem. Örnek Kullanım : ?Allah Allah! Köşedeki cılız erik ağacı böyle nasıl çiçeklenivermiş.? -A. İlhan. 2) Türk askerinin hücum narası. Örnek Kullanım : ?Misilsiz Mehmetçiğin süngüsü ucunda Allah Allah diye bir ses ihtizaz eder.? -N. F.

Allah bana, ben de sana : ?şimdi sana borcumu ödeyecek param yok, kazanırsam öderim? anlamında kullanılan bir söz.

Allah bilir : 1) ?belli değil? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Yağmur yağar mı dersin? -Allah bilir! 2) ?bana öyle geliyor ki? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Allah bilir, bu kadarcık kestirdiği için bile bir araba dolusu laf edecekti.? -E. Şafak.

Allah bir dediğinden başka sözüne inanılmaz : birinin çok yalancı olduğunu anlatmak için söylenen bir söz.

Allah derim : yapılan bir iş için sorulan ?ne dersin?? sorusuna karşı ?söyleyecek başka söz bulamıyorum? anlamında kullanılan bir söz.

Allah için : gerçekten, doğrusu. Örnek Kullanım : ?Allah için kız buna layık görünüyordu.? -H. E. Adıvar.

Allah manda şifalığı versin : tkz. çok veya ağır yemek yiyenler için söylenen bir söz.

Allah ne verdiyse : ?yiyecek olarak evde ne varsa? anlamında kullanılan bir söz.

Allah övmüş de yaratmış : çok güzel olanlar için söylenen bir söz.

Allah vere de : ?inşallah, dileriz ki? anlamında kullanılan iyi dilek sözü. Örnek Kullanım : Allah vere de yağmur yağmasa.

Allah yürü ya kulum demiş : az zamanda çok para kazananlar veya işinde çok ilerleyenler için söylenen bir söz. Örnek Kullanım : ?Son yıllarda Allah yürü ya kulum demiş ve birdenbire ünlü bir iş adamı oluvermiştir.? -İ. Aral.

Allaha emanet : 1) ?Tanrı esirgesin? anlamında birini överken söylenen bir söz. Örnek Kullanım : Allah’a emanet, iyi çocuktur. 2) tutar yanı olmayan kimse veya nesne için şaka yollu söylenen bir söz.

Allah’a ısmarladık : ayrılanın kalan veya kalanlara söylediği bir iyi dilek sözü.

allahı çok, insanı az bir yer : pek ıssız ve kuytu bir yer.

Allahın adamı : garip, saf, zavallı (kimse).

Allahın belası : sıkıntı veren, kötü olan.

Allahın binasını yıkmak : kendini veya başkasını öldürmek.

Allahın cezası : pek yaramaz, şirret.

Allahın emri : kader.

Allahın evi : 1) cami, mescit 2) Kâbe 3) mec. insan gönlü.

Allahın gazabı : çok sıkıntı veren şey.

Allahın günü : hemen hemen her gün.

Allahın hikmeti : beklenmeyen, sebebi anlaşılmayan veya şaşılan şeyler için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Allah?ın hikmeti, kayanın içinde kocaman bir ağaç bitmiş.

Allah’ın işine bak : bir işin, bir olayın beklenmedik, şaşılacak bir durum alması karşısında kullanılan bir söz.

Allahın kulu : insan, kimse, kişi. Örnek Kullanım : Burada yol gösterecek bir Allah’ın kulu yok mu?

Allahından bulsun : ?ben kendisine bir şey yapmayacağım, yaptığı kötülüğün cezasını Tanrı versin? anlamında kullanılan bir söz.

Allahını seversen : olması ve gerçekleşmesi çok istenilen bir durum karşısında kullanılan yalvarma sözü.

allahlık Ali Bey : hiçbir şeyle ilgilenmeyen, olaylardan habersiz olan.

Allahtan : 1) iyi ki. Örnek Kullanım : ?Allah’tan sessizdi sarhoşluğu.? -C. Uçuk. 2) yaradılıştan. Örnek Kullanım : Gözleri Allah’tan sürmeli.

Allahtan korkmaz : can yakıcı, insafsız, acımasız.

allame kesilmek : allamelik taslamak.

allamelik taslamak : bilgisiz olduğu hâlde her şeyi bilir görünmek.

alnı açık yüzü ak : çekinecek hiçbir durumu veya ayıbı olmayan.

alnına kara sürmek : bir kimsenin haksız yere kötü tanınmasına yol açmak.

alnında yazılmış olmak : bir olayın, kişinin başına gelmesini Allah yazmış olmak.

alnından öpmek : beğenmek, takdir etmek.

alnının akıyla : ayıplanacak bir duruma düşmeden, şerefiyle başarı göstermiş olarak. Örnek Kullanım : ?Bütün savaşlardan alnının akıyla çıkmış bir denizci. Hiç yenik düşmemiş.? -Z. Selimoğlu.

alnının kara yazısı : kötü kaderi, kötü talihi. Örnek Kullanım : ?Alnımın ne kara yazısı varmış.? -H. R. Gürpınar.

alt alta üst üste : birbirleriyle itişir kakışır durumda. Örnek Kullanım : ?Alt alta üst üste boğuşmaya başladık.? -H. R. Gürpınar.

alt çenesi oynamak : rüşvet alıp yemek.

alt etmek : üstünlük sağlamak, yenmek. Örnek Kullanım : ?Sanatı kendi şartları, kendi ölçüleri içinde alt etmeye yanaşmadıkça gerçek sanatkâr olmaya imkân yok.? -O. V. Kanık.

alt olmak : yenilmek.

alt perdeden konuşmak : hafif sesle yavaş konuşmak. Örnek Kullanım : ?Gözlerini süze süze alt perdeden, tane tane konuşur.? -K. Korcan.

alt yanı çıkmaz sokak : sonu gelmeyen, sonuç alınamayan işler için söylenen bir söz.

altı alay üstü kalay : içi, dışı gibi özenilmiş olmayan şeyler için söylenen bir söz.

altı karış beberuhi : alay kısa boylu kimse.

altı kaval, üstü şişhane (şeşhane) : giysilerini birbirine uygun düşüremeyen, yakıştıramayanlar için söylenen bir söz.

altıdan yemek : hastanelerde perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek.

altın adını bakır etmek : kötü işler yaparak temiz ve parlak ününü karartmak.

altın çağını yaşamak : en başarılı, en verimli döneminde bulunmak.

altın gibi : 1) altına benzeyen 2) mec. değerli, kıymetli 3) mec. saf.

altın kesmek : çok para kazanır olmak.

altın leğene kan kusmak : varlık içinde hastalık veya sıkıntı çekerek yaşamak.

altın top gibi : güzel ve tombul (çocuk).

altın yumurtlayan tavuk : 1) mesleği, sanatı, parası olan, gelirli kimse 2) turist.

altın yürekli olmak : çok iyi niyetli, merhametli olmak. Örnek Kullanım : ?O kadar fazla altın yürekli olacağına bir parça daha zarif ve cazibeli bir adam olsaydı.? -R. N. Güntekin.

altına etmek (kaçırmak) : 1) yatağına veya donuna işemek 2) mec. çok korkmak.

altına imza koymak : konuyu veya anlaşmayı kabul ettiğini belirtmek. Örnek Kullanım : ?İlgili sözleşmelerin altına imzamızı koyarken bu imzaya sadık kalma konusunda ne ölçüde niyetliydik?? -A. Cemal.

altında kalmamak : karşılığını vermek, gördüğü iyilik veya kötülüğü karşılıksız bırakmamak.

altından çapanoğlu çıkmak : girişilen işte başa dert olacak bir durumla karşılaşmak. Örnek Kullanım : ?Kısa kesmekten yanaydı ama paraları uzatsa altından bir çapanoğlu çıkar mıydı?? -O. Kemal.

altından girip üstünden çıkmak : 1) malı, parayı düşüncesizce harcayıp tüketmek. Örnek Kullanım : ?Babasından kalan servetin altından girip üstünden çıkmıştı.? -R. N. Güntekin. 2) ne yapıp edip istediğini yaptırmak 3) halletmek 4) karıştırmak.

altından kalkamamak : 1) bir işi başaramamak, becerememek, üstesinden gelememek. Örnek Kullanım : Bu işin altından kolay kolay kalkamaz. 2) mec. kendini savunamamak. Örnek Kullanım : Altından kalkamayacağı suçlamalar ileri sürdüler.

altını çizmek : bir sözün önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak.

altını üstüne getirmek : 1) bir şey bulmak için aramadık yer bırakmamak 2) söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düşürmek, karmakarışık etmek. Örnek Kullanım : ?İnsanın gözü bir şey görmedi mi dünyanın altını üstüne getirmeli.? -Z. Selimoğlu.

altmışaltıya bağlamak : geçici bir çözümle durumu kurtarmış görünmek.

altta kalmak : 1) herhangi bir iyiliğin karşılığını ödeyememek 2) herhangi bir çatışmada, çekişmede yenilmek.

altta yok üstte yok : yoksul, fakir.

alttan almak : sert konuşan bir kimseye yumuşak bir dil kullanmak, aşağıdan almak. Örnek Kullanım : ?Adam hiç alttan almıyor, o da ona veryansın ediyor.? -E. Şafak.

alttan güreşmek : gizli gizli yenme yollarını kollamak.

altüst etmek : 1) alt yüzünü üst yüzüne getirmek 2) çok karışık duruma getirmek, düzenini bozmak. Örnek Kullanım : ?Ama tutkunluklarımız yapraklara benzer, en hafif bir rüzgâr altüst edebilir onları.? -C. Meriç. 3) yıkmak, harap etmek. Örnek Kullanım : Deprem köyü altüst etti. 4) huzursuz et

altüst olmak : 1) çok karışık duruma gelmek 2) üzülmek, tedirgin olmak, yıkılmak. Örnek Kullanım : ?Tasarısı birdenbire altüst olan insanlar gibi bakınıyordu.? -İ. H. Baltacıoğlu. 3) rahatsızlanmak. Örnek Kullanım : Yediğim yemekten midem altüst oldu.

ama ne : 1) ?ne hoş? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Ama ne manzara! Ama ne film! 2) ?şaşılacak niteliği olan? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Ama ne kılık!

amaç gütmek : bir amacı gerçekleştirmeye çalışmak. Örnek Kullanım : ?Dernekler, 13’üncü maddedeki genel sınırlamalara aykırı hareket edemeyecekleri gibi siyasi amaç güdemezler.? -Anayasa.

aman bulmak : kurtulmak.

aman dedirtmek (amana getirmek) : karşı koyan birini boyun eğmek zorunda bırakmak, zor durumda bırakmak. Örnek Kullanım : ?Galiba bu sene soğuk aman dedirtecek.? -R. H. Karay.

aman derim! : ?sakın ha, böyle bir iş yapayım deme? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Evi satacakmışsın, aman derim!

aman vermek : canını bağışlamak, öldürmemek. Örnek Kullanım : ?Teslim olan halka aman vererek hepsini evlerine yolladı.? -F. R. Atay.

aman vermemek : 1) rahat bırakmamak, göz açtırmamak. Örnek Kullanım : ?İri sivrisinekler gece gündüz aman vermiyordu.? -N. Cumalı. 2) acımayıp öldürmek.

aman zaman bilmemek : fırsat vermemek.

aman zaman dedirtmemek : aman vermemek.

amana gelmek : önce direnirken zor karşısında boyun eğmek.

aması maması yok! : hiçbir özrün geçerli olamayacağını anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Ama diye sözünü kestim adamın. Aması maması yok, dedi o, sert bir sesle. Niye istifa etmedin?? -N. Eray.

ameliyat (… ameliyatı) geçirmek : ameliyat edilmiş olmak. Örnek Kullanım : ?Bu koğuşta ayak ameliyatı geçirmiş hasta Şahin’di.? -H. R. Gürpınar.

ameliyata almak : gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra hastayı ameliyat etmek.

ameliyata girmek : 1) ameliyat işlemlerini gerçekleştirmek 2) ameliyat olmak.

amma da yaptın ha! : söylenen bir söze pek inanılmadığını ve şaşıldığını anlatan bir söz.

ana baba bir : aynı anne ve babadan olan.

ana baba eline bakmak : ana ve babanın verdiği para ile geçinmek.

ana baba yavrusu : nazlı büyütülmüş çocuk.

ana bir, baba ayrı : anaları bir, babaları ayrı olan (kardeşler).

ana rahmine düşmek : döl yatağında cenin oluşmak. Örnek Kullanım : ?Ulan Mustafa, insanoğlu ana rahmine düşer de dokuz ay on gün sonra capcanlı fırlar.? -S. F. Abasıyanık.

anadan doğmuşa dönmek (anadan yeni doğmuş gibi olmak) : 1) dertsiz, tasasız bir duruma gelmek 2) günahlardan arınmış duruma gelmek.

anafora kaptırmak : başkasının emeksiz ve karşılıksız olarak yararlanmasına sebep olmak.

anahtar vermek : tiy. tuluat tiyatrosunda komiğe nükte yapma kolaylığı vermek.

anahtarı beline takmak : evde yönetimi ele almak.

analı kuzu, kınalı kuzu : 1) her işi yolunda giden 2) annesi sağ olan çocukların mutluluğunu anlatan bir söz.

anam babam : içtenlik bildiren bir söz. Örnek Kullanım : Bilir miyim ben anam babam!

anan yahşi, baban yahşi : birini, bir işe razı etmek için onu övmek amacıyla söylenen bir söz.

ananın (anasının) ak sütü gibi (helal olsun) : ?anamın sütü bana nasıl helal ise bu da sana öyle helal olsun? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Şimşek gibi çakan ağrılardan beni kurtarsınlar, servetimin yarısını anamın ak sütü gibi vereyim.? -R. N. Güntekin.

anası turp (sarımsak), babası şalgam (soğan) : hlk. ne olduğu belirsiz kimselerin çocuğu.

anası yerinde : anne gibi kabul edilen (kadın).

anasından doğduğuna bin pişman : 1) çok tembel, üşengeç 2) canından bezmiş.

anasından doğduğuna pişman olmak : çok eziyet görmek, çok üzülmek, bezdirilmek.

anasından emdiği süt burnundan (fitil fitil) gelmek : bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek. Örnek Kullanım : ?Mütercim olarak işe başladığım gün anamdan emdiğim süt burnumdan gelmiştir.? -B. R. Eyuboğlu.

anasından emdiği sütü burnundan getirmek : birine bir iş yaptırırken çok sıkıntı çektirmek. Örnek Kullanım : ?Hiç belli olmaz insanoğlu! Bir gün anadan emdiği sütü burnundan getirir.? -B. R. Eyuboğlu.

anasını bellemek : kaba en büyük kötülüğü yapmak. Örnek Kullanım : ?Geçmeyen zamanın anasını uyku beller.? -N. F. Kısakürek.

anasını eşek kovalasın! : kaba sözü edilen kimse veya iş için bıkkınlık, dikkate almama ve umursamama anlatan bir söz.

anasını sat! (satayım!) : hlk. ?önem verme (vermem), aldırma (aldırmam), umursama (umursamam)!? anlamında kullanılan bir söz.

anasının gözü : argo çok kurnaz, çok açıkgöz, dalavereci, hinoğluhin.

anasının ipini satmış (pazara çıkarmış) : ipsiz, kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse).

anasının kızı : her yönüyle annesine benzeyen kız çocuğu.

anasının körpe kuzusu : pek küçük kucak çocuğu.

anasının nikâhını istemek : bir şeye değerinden çok para istemek.

anasının oğlu : her yönüyle annesine benzeyen erkek çocuğu.

andını bozmak : andına uymamak, andına aykırı davranmak.

angarya (angaryasını) çekmek : bir işi isteksizce, hatır için yapmak zorunluluğunda olmak. Örnek Kullanım : ?Benim bu angaryalarımı da başka türlü kimsecikler çekmez.? -O. C. Kaygılı.

angaryaya koşmak : birini zorunlu olmadığı hâlde bir işte çalışmaya zorlamak.

anız bozmak : anızı altüst etmek için toprağı yüzden sürmek.

anladımsa arap olayım : tkz. ?hiçbir şey anlamadım? anlamında kullanılan bir söz.

anlam çıkarmak : 1) bir cümleden veya metinden yeni ve değişik bir anlam yakalamak 2) mec. yersiz ve gereksiz bir yargıya varmak, yanlış değerlendirmek bir söze, söyleyenin aklından geçmeyen bir anlam vermek.

anlam vermek : kendince bir yargıya varmak, yorumlamak.

anlamazlıktan gelmek (anlamazlığa vurmak) : bir şeyi anladığı hâlde anlamamış gibi davranmak. Örnek Kullanım : ?Anlamazlığa vuruyorum, teşekkür ederek ayrılıyorum daireden.? -A. Ümit.

anlamına gelmek : bir anlam bildirmek.

anlarsın ya! : açıklanmaması gereken bir olayı dolaylı yoldan anlatmak için kullanılan bir söz.

anlaşıldı Vehbinin kerrakesi : ?işin içyüzü, gerçeği öğrenildi? anlamında kullanılan bir söz.

anlaşmaya varmak : bir konuda birisiyle anlaşmak.

anlaşmazlığa düşmek : anlaşamamak, uyuşamamak. Örnek Kullanım : ?Anlaşmazlığa düşmezdik. İyi çocuklardı.? -A. Kutlu.

anlaşmazlık çıkmak : bir konuda uyuşmazlık söz konusu olmak. Örnek Kullanım : ?Miras dağılımında üvey annesiyle aralarında anlaşmazlık çıkmış.? -C. Külebi.

anlayıp dinlemek : bir olayı iyice anlamak.

anlayış göstermek : istenilen veya söylenilen bir şeyi hoşgörüyle karşılamak. Örnek Kullanım : ?Yaşamı her yönden yalnızlığa yaslanmış olan bu kadına tek çocuğun bile anlayış gösterdiğini sanmam.? -A. Kutlu.

ant içmek : bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek, yemin etmek. Örnek Kullanım : ?Böyle uzaklaşınca ağır ağır o bizden / Biz ayrı düşmemeye ant içmiştik denizden? -F. N. Çamlıbel.

ant verdirmek : 1) ant içmesini sağlamak 2) herhangi bir şeyi yapmaması için söz almak.

ant vermek : Allah aşkına, çocuklarının başı için vb. sözlerle karşısındakini bir şeye zorlamak.

antant kalmak : anlaşmak, uzlaşmak.

antikasını bilmek : en iyisini bilmek.

antipati duymak : kanı kaynamamak.

antipatik bulmak : sevimsiz bulmak, kanı kaynamamak.

apışıp kalmak : ne yapacağını bilemez duruma gelmek. Örnek Kullanım : ?Bu sonsuzluğun içinde işte besbelli sen de kendini kaybederek apışıp kalmışsın.? -H. R. Gürpınar.

apoletleri sökülmek : bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atılmak.

aportta beklemek : 1) köpek avını kovalamak üzere hazırda beklemek 2) fırsat kollamak.

aptal yerine koymak : 1) hiçbir şeyden anlamaz, bilmez sanmak. Örnek Kullanım : ?Bu kadını zaman zaman aptal yerine koymam, büyük aptallık galiba.? -R. Erduran. 2) birine, aptal gözüyle bakmak.

aptallığa vurmak : bir şeyi bilmez, anlamaz gibi görünmek.

ar damarı çatlamış : utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapan, utanmaz.

ar etmek : utanmak.

ar namus tertemiz : utanması olmayan.

ar ve hayâ perdesi yırtılmak : 1) utanmamak, utanç duymamak. Örnek Kullanım : ?Atalarımızın ar ve hayâ perdesi yırtılmak diye pek düşündürücü bir tabirleri vardır.? -R. N. Güntekin. 2) yüzsüzlük etmek.

arabasını düze çıkarmak : karşılaştığı güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek.

aracı koymak : bir kimseyi, uzlaşma sağlamak için görevlendirmek.

arada çıkarmak : başka işler arasında bir işi de yapıvermek.

arada kalmak : iki tarafı uzlaştırmak üzere araya girme dolayısıyla güç duruma düşmek.

arada kaynamak : karışık bir durumda gereken ilgiyi görmemek.

aradan çekilmek : 1) ara bulucu olmaktan vazgeçmek 2) herhangi bir iş yapılırken işi başkalarına bırakmak, ilişiğini kesmek.

aradan çıkarmak : birçok işten birini yapıp bitirivermek.

aradan çıkmak : 1) yapılması gereken öteki işlerle uğraşılabilmesi için bir iş önce bitirilmek 2) sıkışık bir durumda, sıkıntılı bir zamanda işe engel olan kimse oradan uzaklaşmak 3) kendini bir sorunun, bir davanın dışında tutmak.

aradan kaldırmak : iş yapma imkânını yok etmek.

aradan sıyrılmak : 1) kötü bir işten kendini kurtarmak 2) mec. çatışan gruplar arasındaki rekabetten yararlanarak öne çıkmak 3) sp. yarışta rakiplerinden uzaklaşmak, öne çıkmak.

Arafatta soyulmuş hacıya dönmek : her şeyini kaybedip çırılçıplak kalmak, çaresiz kalmak.

araları limoni olmak : aralarında hafif bir kırgınlık olmak.

araları şekerrenk (serin) olmak : iki kişi arasında dostluk ilişkileri bozuk olmak. Örnek Kullanım : ?Vergi kâtibi ile de araları şekerrenk olmuştu.? -E. E. Talu.

aralarına kara kedi girmek : iki dost birbirine gücenmek, iki dostun arasına soğukluk girmek.

aralarında dağlar kadar fark olmak : aralarında her yönden büyük ayrılıklar bulunmak, benzer nitelikler çok az olmak.

aralarındaki buzları eritmek : kırgınlığı, küslüğü ortadan kaldırmak. Örnek Kullanım : ?Kerim ve karısı Necla aralarındaki buzları eritmek amacıyla otele gelmişlerdir.? -İ. Aral.

aralarından kara kedi geçmek : birbirinden soğumak, aralarına soğukluk girmek.

aralarından su sızmamak : aralarında çok yakın, sıkı fıkı arkadaşlık bulunmak. Örnek Kullanım : ?Bir vakitler aralarından su sızmayan o dünya ahiret kardeş hatun kişiler, şimdi birbirlerini çekemiyor, birbirlerinin arkasından söylemediklerini bırakmıyorlardı.? -H. Taner.

aralık vermek : 1) yeniden başlamak üzere bir işi kısa süre bırakmak 2) harfler veya satırlar arasında boşluk bırakmak.

arap gibi olmak : simsiyah olmak, kararmak.

arap olayım : söylenen bir şeyin doğruluğuna inandırmak için ?söylediğim söz doğru değilse kararayım, esmerleşeyim? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : Yalan söylüyorsam arap olayım.

Arap uyandı (Arapın gözü açıldı) : geçen bir olaydan ders alındığını anlatan bir söz.

Arapın yalellisi gibi : yalelli gibi.

arapsaçına dönmek : işler çok karışıp çözümlenmesi güç bir duruma gelmek.

arası (araları) açılmak (açık olmak, bozulmak) : arkadaşlıkları sarsılmak, arkadaşlık bağları kopmak, birbirine darılmak. Örnek Kullanım : ?O ara garajcı ile de araları açıldığından tiyatroculuk oyununu bırakıp dergicilik oyununa geçtiler.? -H. Taner.

arası geçmeden : vakit geçmeden, sıcağı sıcağına.

arasına (aralarına) karışmak : büyüyüp yetişmek.

arasını (aralarını) açmak (bozmak) : iki kişi arasındaki dostluğu, ilişkiyi bozmak.

arasını (aralarını) bulmak : araları bozulmuş iki kişiyi uzlaştırmak, barıştırmak. Örnek Kullanım : ?Emine ile aralarını bulmaya çalışacağını söyledi.? -H. E. Adıvar.

araya (aralarına) soğukluk girmek : arada kırgınlık oluşmak. Örnek Kullanım : ?Hiç cevap vermedi, ağlamaya başladı ama aramıza soğukluk girdi.? -R. Erduran.

araya almak : 1) bir çevreye kabul etmek 2) argo dövmek.

araya girmek : 1) iki kişinin arasındaki bir işe karışmak 2) iki kişiyi uzlaştırmaya çalışmak 3) bir iş yapılırken ona engel olacak başka bir şey çıkmak.

araya gitmek : harcanmak, karışıklığa kurban olmak.

araya kaynayıp gitmek : göz ardı edilmek. Örnek Kullanım : ?Bu arada üç beş yazarın üretimi de araya kaynayıp gidiyor.? -N. Meriç.

araya vermek : yararsız bir işe harcamak.

arayı açmak : 1) aradaki uzaklık artmak 2) mec. görüşmemek.

arayı soğutmak : eski yakınlık, dostluk kalmamak.

arayı yapmak : arasını bulmak.

arayıp da bulamamak : beklenmedik iyi bir durumla karşılaşmak.

arazi açmak : fundalık, koruluk, sazlık yerleri temizleyerek tarıma elverişli duruma getirmek.

arazi olmak : 1) sıvışmak 2) işten kaçmak.

araziye uymak : 1) ortama, çevreye uymak 2) görünmemeye çalışmak.

ardı arası kesilmemek : aralıksız olarak gelmek. Örnek Kullanım : ?Olayların ardı arası kesilmez. Hepsi birbirini kovalar.? -N. F. Kısakürek.

ardı kesilmemek : arkası gelmemek, tükenmemek. Örnek Kullanım : Gidiş gelişin ardı hiç kesilmiyor.

ardından atlı kovalamak : arkasından atlı kovalamak.

ardından gitmek : 1) peşine takılmak 2) mec. aynı düşünceye sahip olmak.

ardını almak (getirmek) : bitirmek, tamamlamak.

ardını bırakmamak : peşini bırakmamak.

ardını kesmek : arkasını getirmemek, önlemek, son vermek, durdurmak.

arı gibi : 1) çok çalışkan 2) hızlı ve sürekli bir biçimde. Örnek Kullanım : ?Gürültü etmeden, iz bırakmadan, hadise çıkarmadan çalışıyorlar, arılar gibi.? -E. M. Karakurt.

arı kovanı gibi işlemek : bir yerin gireni çıkanı çok olmak.

arık çekmek : tıkanan, bozulan arkları temizleyip açmak. Örnek Kullanım : ?Beş gün belinin, kollarının ağrısını duymadan Binnaz’ın önü sıra arık çekti.? -N. Cumalı.

arına dokunmak : utanç duymak. Örnek Kullanım : ?Hele meydanı hasımlarına bırakmak arıma dokunuyor.? -R. H. Karay.

arının yuvasına kazık (çöp) dürtmek : tehlikeli kişiyi kışkırtmak.

arif olan anlar (anlasın) : herkesin anlayacağı kadar açık söylenmeyen bir sözün gerçek anlamını kavrayanlar için söylenen bir söz.

arifeyi gösterip bayramı göstermemek : bir işi sonuna kadar başarılı götürüp, sonunda olumlu sonuca ulaşamamak.

arka (geri) planda kalmak : 1) gözden düşmek 2) önemini yitirmek, değersizleşmek.

arka arkaya vermek : birbirini korumak için birleşmek, destek olmak, dayanışmak.

arka bulmak : bir koruyucu, kayırıcı bulmak.

arka çıkmak : bir kimseyi başkalarına karşı korumak, kayırmak. Örnek Kullanım : Annesi arka çıktı da çocuğu dayaktan kurtardı.

arka kapıdan çıkmak : okuldan başarısızlık nedeniyle ayrılmak.

arka olmak : maddi veya manevi yönden destek olmak.

arka plana kaymak : 1) gözden düşmek. Örnek Kullanım : ?Bu üslubu ve bakış açısı yüzünden arka plana kaymış.? -T. Buğra. 2) önemini yitirmek, değersizleşmek.

arka vermek : 1) desteklemek. Örnek Kullanım : ?Sen ona arka vermesen o bize böyle sırtarmazdı.? -O. Kemal. 2) dayamak.

arkada kalmak : 1) geriden gelmek, geride kalmak 2) değerce ileride olanların arkasında kalmak, ileri gidememek.

arkadan söylemek : kendisi bulunmadığı bir yerde bir kimseyi çekiştirmek, dedikodusunu yapmak.

arkadan vurmak : bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek.

arkadaş değil, arka taşı : zarar veren arkadaş için söylenen bir söz.

arkası alınmak : sona erdirilmek, bitirilmek, bir yerde durdurulmak. Örnek Kullanım : Kaçakçılığın arkası alındı.

arkası olmamak : kayıracak kimsesi olmamak.

arkası yere gelmemek : sırtı yere gelmemek.

arkasına (bile) bakmadan gitmek (kaçmak) : arkada kalanlarla ilgilenmeden bir yerden hızlıca ayrılmak. Örnek Kullanım : ?O kadar korktular, o kadar pıstılar ki arkalarına bile bakmadan kaçmaya başladılar.? -İ. O. Anar.

arkasına almak : 1) sırtına yüklemek, taşımak 2) mec. desteğini sağlamak.

arkasında dolaşmak (gezmek) : bir işi yaptırmak için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğradığı yerlere giderek görüşme fırsatı aramak.

arkasında yumurta küfesi yok ya! (olmamak) : sırtında yumurta küfesi yok ya!

arkasından atlı kovalamak : bir işi gereksiz bir telaşla yapmak.

arkasından atmak (konuşmak) : dedikodusunu yapmak.

arkasından koşmak : 1) iş yaptırmak için birinin arzusunu kollamak, görüşme fırsatı aramak 2) birine çok ilgi duymak.

arkasından sürüklemek : arkasından gelmesini sağlamak.

arkasından teneke çalmak : tenekeye sopa vb. ile vurarak giden bir kişiye hakaret etmek.

arkasından zil takıp oynamak : birinin bir yerden ayrılmasına veya bir işte başarısızlığa uğramasına çok sevinmek.

arkasını (bir şeye) vermek : dönmek. Örnek Kullanım : Ateşe arkasını verdi.

arkasını (birine) vermek : birinin koruyuculuğuna güvenmek.

arkasını almak : bir işi tamamlamak.

arkasını bırakmak : peşini bırakmak.

arkasını getirememek : başladığı bir işi sürdürüp sona erdirememek.

arkasını sağlama almak : bir işe başlarken çok güçlü bir destek bulmuş olmak.

arkaya bırakmak (koymak) : sonraya, başka zamana bırakmak, ertelemek.

arkaya kalmak : geride kalmak, sonraya kalmak, geriden gelmek.

arma donatmak : den. armayı yerli yerine koymak.

arma soymak : den. hareketli olan armayı, limanda kışlamak, yağmur ve kardan korumak amacıyla bir süre için sökmek.

arma uçurmak (budatmak) : den. armayı rüzgâra kaptırmak.

armudun sapı var, üzümün (kirazın) çöpü var demek : her şeye kusur bulmak, hiçbir şeyi beğenmemek.

armut gibi : çok anlayışsız, bön.

armut piş ağzıma düş! : bir işe emek harcamaksızın onun kendiliğinden olmasını bekleyenlerin durumunu anlatan bir söz.

arpa ektim, darı çıktı : ters sonuç veren işler için söylenen bir söz.

arpacı kumrusu gibi düşünmek : içinde bulunduğu sorunu nasıl çözeceğini uzun uzun düşünmek. Örnek Kullanım : ?Bak, o şoförün yanında arpacı kumrusu gibi düşünen maarif müdürü beye.? -R. N. Güntekin.

arpalık yapmak : bir kaynaktan sürekli olarak çıkar sağlamak.

arpası çok gelmek : coşmak, azmak, kudurmak.

art eteğinde namaz kılmak : çok temiz huylu olmak.

artist gibi : boylu boslu, güzel ve alımlı, yakışıklı (kimse).

arzu duymak : birine veya bir şeye karşı istek duymak.

arzuhâl gibi (kadar) : çok uzun (mektup).

arzusu kalmak : isteği yerine gelmemek, hevesini alamamak. Örnek Kullanım : ?Arzum kaldı toprağında taşında? -Halk türküsü.

asabına dokunmak : sinirine dokunmak. Örnek Kullanım : ?Bombardımanlar asabıma dokunuyordu, sakin bir yere kaçmak istiyordum.? -R. H. Karay.

asayiş berkemal : güvenliğin yerinde olduğunu anlatan bir söz. Örnek Kullanım : ?Efendiler, mühim bir şey yok yahu!.. Asayiş berkemaldir.? -N. Hikmet.

asıda olmak (kalmak) : bir işe son verilmeyip öylece bırakılmış olmak. Örnek Kullanım : Bu iş bundan fazla asıda kalamaz.

asıp kesmek : işbaşında bulunan bir kimse yasayı çiğneyerek sert davranmak.

asker gibi : disiplinli, düzgün.

askıda bırakmak : sonuca vardırmamak.

askıda kalmak : bir iş bir engel dolayısıyla sonuca varamamak.

askıya almak : 1) altı boşalıp desteği kalmayan yapıyı dikmelerle boşlukta tutarak yıkılmaktan kurtarmak 2) oturmuş veya batmış bir gemiyi yüzdürmek için başka teknelere asarak kaldırmak 3) mec. bir işi zamanında yapmayıp belirsiz bir zamana bırakmak, savsaklamak.

askıya çıkarmak : evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayıtlarının bulunduğu yerde askı yoluyla ilan etmek.

askıya çıkmak : 1) ipek böceği koza sarmak üzere dallara çıkmak 2) evlenecek kimselerin durumu nüfus kayıtlarının bulunduğu yerde askı yoluyla ilan edilmek.

aslan gibi : 1) boylu boslu, güçlü ve yakışıklı 2) sağlığı yerinde.

aslan kesilmek : aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek.

aslı astarı olmamak : gerçekliği, doğruluğu bulunmamak.

aslı çıkmak : gerçek olduğu anlaşılmak, gerçek olduğu ortaya çıkmak. Örnek Kullanım : Söylenenlerin aslı çıkarsa güç duruma düşecek.

aslı faslı olmamak : gerçekliği, doğruluğu bulunmamak. Örnek Kullanım : ?Birtakım aslı faslı olmayan ağrılar yaratan sıtma mikrobu gibi sinsi bir yorgunluk vardı.? -S. F. Abasıyanık.

aslı faslı yok : yalan, uydurma.

aslına bakarsan : ?doğruyu, gerçeği ararsan? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Ömrü savaş içinde geçer insanın, aslına bakarsan ekmeğini topraktan çıkarmak için.? -A. Erhat.

astarı yüzünden pahalı olmak (pahalıya gelmek) : bir işin ayrıntılarına harcanılan para veya emek, elde edilen sonucun değerini aşmak.

astığı astık, kestiği kestik : acımasız, çok sert veya istediği gibi davranan kimse.

aşağı (aşağısı) kurtarmaz : 1) ?bundan daha ucuza olmaz? anlamında kullanılan bir söz 2) alay ?daha aşağı bir durumu kendine layık görmez? anlamında kullanılan bir söz.

aşağı almak : devirmek, yıkmak.

aşağı çekmek : değerini düşürmek.

aşağı düşmek : düzeyi, miktarı, niteliği azalmak. Örnek Kullanım : ?Bunlar arasında birkaç gazete ve dergi alanları hesaba katacak olursanız gazete ve dergi okuyucularının nispeti daha da aşağı düşer.? -N. F. Kısakürek.

aşağı görmek : küçük görmek, beğenmemek, hor görmek. Örnek Kullanım : ?Bu kadar fütursuz bir kitleyi ne diye aşağı görüyoruz?? -Y. K. Beyatlı.

aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık : iki karşıt ve aynı derecede sakıncalı durum karşısında karar verme zorluğunu anlatan bir söz.

aşağıdan almak : alttan almak.

aşı vurmak (yapmak) : bağışıklık veya tedavi amacıyla vücuda aşı vermek.

aşığı cuk oturmak : işi çok olumlu bir biçim almak.

aşırı gitmek : ölçüyü kaçırmak, usandırmak.

aşinalık göstermek : ilgilenmek, tanıdığını belli etmek.

aşka düşmek : âşık olmak.

aşka gelmek : tkz. bir şeyi yapmak için büyük bir istek duymak, coşmak, coşkunluk göstermek. Örnek Kullanım : ?Meltemler tanrısı aşka gelip bu yeni varlığı yelpazelemeye koyuldu.? -Halikarnas Balıkçısı.

at çalındıktan sonra ahırın kapısını kapamak : iş işten geçtikten sonra önlem almaya kalkışmak.

at gibi : vücudu iri yarı olan (kadın).

at izi it izine karışmak : iyiyi kötüden ayıramayacak kadar bir karışıklık ortaya çıkmak.

at koşturacak kadar : pek geniş, çok geniş.

at nalı kadar : alay pek büyük (nişan, madalya, elmas, plaka vb. şeyler).

at oynatmak : 1) atla hüner göstermek 2) mec. yarışmak. Örnek Kullanım : Ben onunla at oynatamam. 3) mec. bildiği ve istediği gibi davranmak. Örnek Kullanım : ?Bizde ilk kurulan parlamento da Avrupa’daki benzerleri gibi, özel menfaatlerin gizlice at oynattığı bir alan olmakta gecikmemiş.? –

at pazarında eşek osurtmuyoruz! : kaba söyleneni dinlemeyene uyarı amacıyla söylenen bir söz.

ata et, ite ot vermek : bir işi ters yapmak.

atbaşı (beraber) gitmek : eşit durumda olmak. Örnek Kullanım : ?Bu çeneyle atbaşı giden keskin bir zekâsı var.? -C. S. Tarancı.

ateh getirmek : bunamak. Örnek Kullanım : ?Sen sahiden budalaymışsın dostum hem adamakıllı ateh getirmişsin.? -R. H. Karay.

ateş açmak : ateşli silahla mermi atmaya başlamak.

ateş almak : 1) yanmak, tutuşmak 2) ateşli silah patlamak 3) mec. coşmak. Örnek Kullanım : ?Bir sözden, bir asker geçişinden, bir düşünceden yüreği parlar, gönlü ateş alır.? -M. Ş. Esendal. 4) mec. telaşlanmak, heyecanlanmak 5) mec. öfkelenmek 6) mec. acele davranmak, acele etme

ateş almaya mı geldin? : uğradığı yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenen bir söz.

ateş bacayı (saçağı) sarmak : bir olay, önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak.

ateş gibi : 1) çok sıcak 2) zeki, çalışkan ve becerikli 3) kıpkırmızı.

ateş gibi kesilmek : beklenmedik bir olay karşısında öfke sonucu kanı beynine sıçramak. Örnek Kullanım : ?Yüzüm nasıl bir hâl aldı bilmiyorum fakat ateş gibi kesildiğini iyi biliyorum.? -T. Buğra.

ateş gibi yanmak : ateşi yükselmek. Örnek Kullanım : ?Alnı, yanakları ateş gibi yandığı hâlde vücudu tir tir titriyor, dişleri birbirine çarpıyordu.? -H. Taner.

ateş kesilmek : 1) çok kızgın davranışlarda bulunmak, ateş püskürmek 2) sonradan çok çalışkan, hareketli ve becerikli olmak.

ateş kesmek : ateşli silahlarla yapılan atışa son vermek.

ateş püskürmek : çok öfkeli olmak. Örnek Kullanım : ?Parça parça morarmış yüzüyle ateş püskürüyordu.? -A. Ş. Hisar.

ateş vermek : tutuşturmak.

ateş yağdırmak : 1) ateşli silahlarla aralıksız mermi atmak 2) mec. çevresindekilere ağır sözler söylemek.

ateşe tutmak : 1) az ısıtmak 2) üzerine ateşli silahla mermi atmak.

ateşe vermek : 1) ateş içine sokmak. Örnek Kullanım : ?Bir parça büküyor, onu tekrar ateşe verinceye kadar evvelki hazır oluyordu.? -M. Ş. Esendal. 2) bir yeri kasten yakmak, kundak sokmak 3) mec. aşırı telaşa ve sıkıntıya düşürmek 4) mec. bir ülkeyi savaşa sokarak veya kargaşa ve

ateşe vurmak : bir yemeği pişmek üzere ocağa koymak. Örnek Kullanım : ?Taş ocağın üstünde, ateşe vurduğu güveçten, kaynayan etin kokusu geliyordu.? -N. Cumalı.

ateşe vursa duman vermez : pek cimri olanlar için söylenen bir söz.

ateşi başına vurmak : çok öfkelenmek, sinirlenmek, coşmak.

ateşi çıkmak (yükselmek) : hasta vücut ısısı olağandan çok artmak.

ateşi düşmek : hastanın ateşi geçmek veya azalmak.

ateşi uyandırmak : sönmek üzere olan ateşi canlandırmak.

ateşini almak : 1) yüksek vücut ısısını düşürmek. Örnek Kullanım : Alnına sirkeli bez koyun, ateşini alır. 2) derece ile ateşi ölçmek 3) mec. acıyı, yanmayı azaltmak.

ateşle oynamak : pek tehlikeli bir işle uğraşmak.

ateşler içinde yanmak : 1) hasta çok ateşli bir durumda olmak 2) mec. bir şeye fazlasıyla tutulmak.

atı alan Üsküdarı geçti : fırsatın kaçırılıp artık yapılacak bir şeyin kalmadığını anlatan bir söz.

atılı bulunmak : ertelenmiş olmak.

atını sağlam kazığa bağlamak : eşeğini sağlam kazığa bağlamak.

atıp (atmak) tutmak : 1) bir kimse veya bir şey için kötü konuşmak. Örnek Kullanım : ?Hatta aleyhimde atıp tuttuğunu bile duysam kendimi tanıtmamalıydım.? -O. V. Kanık. 2) abartmalı konuşmak. Örnek Kullanım : ?Dünyanın siyasetiyle meşgul oluyorlar, büyük olaylar hakkında atıp tutuyorlar.? -H. R. Gü

atla arpayı dövüştürmek (dalaştırmak) : fesat karıştırmak, arabozanlık etmek.

atladı geçti Genç Osman! : bir işin bittiğini veya tehlikenin atlatıldığını anlatan bir söz.

atlama taşı yapmak : daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak.

atma Recep, din kardeşiyiz : argo ?söylediklerin hep yalan, abartma ancak biz bunun farkındayız? anlamında kullanılan bir söz.

atsan atılmaz, satsan satılmaz : işe yaramadığı veya sıkıntı verdiği hâlde vazgeçilemeyen şeyler ve kimseler için söylenen bir söz.

attan inip eşeğe binmek : bulunduğu önemli görevden daha aşağı bir göreve alınmak.

avaz avaz bağırmak : var gücüyle bağırmak. Örnek Kullanım : ?İspanyol denizcisi hâlâ avaz avaz bağırıyordu.? -H. R. Gürpınar.

avazı çıktığı kadar : çok yüksek sesle. Örnek Kullanım : ?Avazı çıktığı kadar haykırmak istiyordu.? -P. Safa.

avucu (avuçları) kaşınmak : avucundaki kaşıntıyı bir yerden para geleceğine yormak.

avucunu yalamak : alay umduğunu ele geçirememek. Örnek Kullanım : ?Sen avucunu yalarsın! Beni daha fazla rahatsız etme, tamam mı?? -E. Bener.

avucunun içi gibi bilmek : bir yeri, bir şeyi çok iyi ve ayrıntılı olarak bilmek. Örnek Kullanım : ?Sizin analarınızın, babalarınızın hayat idealini avucumun içi gibi bilirim.? -H. Taner.

avucunun içine almak : bir kimseyi baskı ve etkisi altına almak.

avuç (avucunu) açmak : 1) dilenmek, para istemek. Örnek Kullanım : ?İki gündür yemek yemedim ama daha avuç açmadım.? -N. Hikmet. 2) yardım istemek. Örnek Kullanım : ?Elinde böyle bir sanat varken herkes sana avuç açmaktan başka ne yapabilir?? -N. F. Kısakürek.

avukat tutmak : adli işlemleri gereğince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu yetkili kılmak. Örnek Kullanım : ?Kasabadan Bilâl Efendi’yi avukat tuttular.? -M. Ş. Esendal.

avurdu avurduna geçmek : çok zayıflamak.

avurt satmak (avurt zavurt etmek) : 1) beceremeyeceği şeyleri becerebilecekmiş gibi konuşmak 2) korkutucu sözler söylemek.

avurtları çökmek (birbirine geçmek) : çok zayıfladığı yüzünden belli olmak. Örnek Kullanım : ?Hüdai, Bayram’ın avurtları çökmüş solgun yüzüne bakarak bir varsayım yapmıştı.? -A. Kulin.

ay gibi : ay parçası.

ay harmanlanmak : ayın çevresinde ayla oluşmak.

ayağa fırlamak : hızla ayağa kalkmak. Örnek Kullanım : ?Derken balıkçı öfkeyle ayağa fırladı, kafese kapatılmış bir kaplan gibi dolandı güvertede.? -A. Erhat.

ayağa kaldırmak : telaş ve heyecana düşürmek.

ayağa kalkmak : 1) ayakları üzerinde durmak, dikilmek. Örnek Kullanım : ?Yeniden ayağa kalkıyorum, pencereye kadar gidiyorum.? -A. Ümit. 2) hasta iyi olmak, iyileşmek 3) saygı göstermek için oturma durumundan ayaküzeri durumuna geçmek 4) harekete geçmek. Örnek Kullanım : ?O gün yer yerinden o

ayağı (ayakları) dolaşmak : yürürken telaştan ayakları birbirine takılmak.

ayağı (ayakları) suya ermek : bir gerçeği anlayarak aklı başına gelmek.

ayağı almak : hlk. halay oyunlarında ayağı tempoya uydurmak.

ayağı düze basmak : güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek.

ayağı gitmemek : 1) gitmek istememek 2) oynarken çalınan oyun havasının ritmine uygun hareket edememek.

ayağı ile gelmek : 1) kendi isteğiyle gelmek 2) emek çekilmeden elde edilmek.

ayağı yerden kesilmek : 1) ayağı yere değmez olmak 2) bir taşıta binip yaya yürümekten kurtulmak 3) mec. çok mutlu olmak.

ayağına (ayaklarına) kapanmak : 1) alçalırcasına yalvarmak. Örnek Kullanım : ?Sandılar ki ihtiyar bahçıvan, paçaları sıvayacak, yeğenine Rabia’yı almak için paşanın ayaklarına kapanacak.? -H. E. Adıvar. 2) bağışlanmak için yalvarmak.

ayağına bağ olmak : birinin bulunduğu yerden ayrılmasına veya yaptığı işi sürdürmesine engel olmak.

ayağına bağ vurmak : önüne bir engel çıkarmak.

ayağına çağırmak : yanına gelmesini istemek.

ayağına çelme takmak : 1) biri yürürken ayakları arasına ayak uzatıp düşürmek 2) mec. birinin işinde yükselmesine engel olmak.

ayağına dolanmak (dolaşmak) : 1) başkasına yapmayı tasarladığı kötülük kendi başına gelmek 2) iş yapmakta olan birine engel olmak, yürümesine engel olmak.

ayağına düşmek : çok yalvarmak. Örnek Kullanım : ?Obanın bütün kadınları, delikanlıları ayağına düştü.? -Y. Kemal.

ayağına geçirmek : bir şeyi aceleyle giymek.

ayağına gelmek : 1) alçak gönüllülük göstererek birinin yanına gelmek 2) emek çekilmeden elde edilmek. Örnek Kullanım : Kısmet ayağına geldi.

ayağına getirmek : sıra, saygı gözetmeksizin birinin yanına gelmesini sağlamak.

ayağına ip takmak : bir kimseyi çekiştirmek. Örnek Kullanım : ?Ara sıra ötekinin berikinin ayağına ip takmaktan başka konuşacak lakırtıları olmazdı.? -R. N. Güntekin.

ayağına kira istemek : gelmeye nazlanmak, üşenmek.

ayağına sağlık : ?gelmen çok memnun etti? anlamında kullanılan bir söz.

ayağına sıcak su mu, soğuk su mu dökelim? : seyrek gelen bir konuğa yarı sitem, yarı sevinçle söylenen söz.

ayağına sıkmak : ayağına ateş ederek tehdit amacıyla gözdağı vermek.

ayağına üşenmemek : hamarat olmak, ayak işlerini bıkmadan, yorulmadan yapmak.

ayağını (ayaklarını) öpeyim : hlk. ?yalvarırım? anlamında kullanılan bir söz.

ayağını (ayaklarını) sürümek : 1) verilen bir işi ağırdan almak 2) bir yerden uzaklaşmak üzere bulunmak 3) halk inanışına göre bir kimse gelirken ardından başkalarının da gelmesine yol açmak 4) ölmek üzere olmak.

ayağını alamamak : 1) ağrı veya uyuşma dolayısıyla ayağını oynatamamak 2) alışılan bir yere gitmekten kendini alamamak.

ayağını bağlamak : engel olmak.

ayağını denk almak : 1) başkalarının kendisine yapma ihtimali bulunan kötülüklere karşı uyanık davranmak 2) dikkat etmek. Örnek Kullanım : ?Ayağınızı denk alıp, bu sorunu bir an evvel çözümlemenizi istiyorum.? -R. Mağden.

ayağını denk basmak : dikkatli ve uyanık davranmak.

ayağını giymek : ayakkabısını giymek.

ayağını kaydırmak : bir yolunu bulup birini işinden veya görevinden uzaklaştırmak. Örnek Kullanım : ?Hatta vekilin bile ayağını kendisinin kaydırdığını iddia ediyor.? -H. Taner.

ayağını tek almak : bir işte iyi düşünüp dikkatli davranmak.

ayağının (ayaklarının) altını öpeyim : ?yalvarırım? anlamında kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Dadıcığım merhamet… Ayaklarının altını öpeyim…? -H. R. Gürpınar.

ayağının altına karpuz kabuğu koymak : bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.

ayağının bağını çözmek : 1) karısını boşamak 2) sıkıntılı bir durumdan kurtulmak.

ayağının pabucunu başına giymek : 1) dengi olmayan bir kimseyle evlenmek 2) değersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek.

ayağının tozu ile : yoldan gelir gelmez, henüz dinlenmeden. Örnek Kullanım : ?Halep’ten İstanbul’a döndüğü gün ayağının tozu ile devrin padişahını görmeye gitmişti.? -Y. K. Karaosmanoğlu.

ayağının tozunu silmeden : ayağının tozu ile.

ayak açmak (vermek) : âşıklar arasındaki tartışmalarda veya sıralı söyleyişlerde söze başlamak amacıyla kelime, kelimeler takımı, dize, beyit ile konuyu belirtmek.

ayak almak : müz. hlk. ayak, çalınan çalgıya uymak.

ayak atmak : 1) girmek. Örnek Kullanım : ?Kalabalıktan en hoşlanan insan vagona ayak attı mı derhâl bir inziva hastalığına tutulur.? -R. N. Güntekin. 2) ilk kez gitmek.

ayak bağı olmak : bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olmak. Örnek Kullanım : Bu çocuk bana ayak bağı oluyor.

ayak basmak : 1) bir yere varmak, ulaşmak. Örnek Kullanım : ?Bu bahçeye ayak bastığım andan beri toprağın iyiliğini kendimde hissediyordum.? -K. Bilbaşar. 2) girmek, gelmek, uğramak. Örnek Kullanım : ?Köy evinin içine ayak basar basmaz, elbette bir saman ve hafif tezek kokusu duyulur.? -S.

ayak basmamak : bir yere hiç uğramamak. Örnek Kullanım : ?Tevfik’in kızı, kendi evladı gibi büyüttüğüm çocuk, konağa ayak basmıyor.? -H. E. Adıvar.

ayak çekmek : kandırmaya çalışmak, avutmak.

ayak diremek : bir düşünceyi, bir davranışı sonuna kadar sürdürmek, kendi tutumundan şaşmamak. Örnek Kullanım : ?İnek sütü içmemekte hep böyle ayak direyecek misiniz?? -N. Hikmet.

ayak oyununa gelmek : kandırılmak.

ayak sürümek : 1) verilen bir işi ağırdan almak 2) gönderilen yere isteği ile gitmemek.

ayak tutmak : hlk. 1) mâni yarışmalarında karşısındakine uyması gereken uyağı vermek. Örnek Kullanım : ?Mânicilerden biri ‘gülerler’ diye bir ayak tutar, ona biri karşılık verir.? -S. Birsel. 2) öncülük etmek 3) söz açmak 4) ileride söylenecek bir söze önceden zemin hazırlamak.

ayak uydurmak : 1) yürüyüşte adım atışını başkalarınınkine uydurmak 2) ayak açmak 3) mec. kendi gidiş ve davranışını başkasınınkine benzetmek. Örnek Kullanım : ?Âdettir, genç kızlar girdikleri ailenin terbiyesine, gidişine ayak uydururlar.? -S. F. Abasıyanık.

ayak üstünde olmak : 1) dinç olmak, canlı olmak. Örnek Kullanım : ?Enişte, delikanlıları gölgede bırakacak kadar çalıştı hâlâ ayak üstünde.? -S. M. Alus. 2) iş görür durumda olmak.

ayak vermek : âşık atışmalarında dinleyicilerden biri uyak belirtmek.

ayak yapmak : birini aldatmak, kandırmak için dalavere çevirmek.

ayakaltına almak : hakir görmek, gözden çıkarmak. Örnek Kullanım : ?Bunlar kolay kolay ayakaltına alınamaz, değil mi?? -R. N. Güntekin.

ayakaltında bırakmak : ezilmesine, yok olmasına göz yummak, korumamak.

ayakaltında dolaşmak : bir işe yaramadığı hâlde herkesin işine engel olacak bir biçimde ortalıkta dolaşmak.

ayakkabı vurmak : ayakkabı ayağı zedelemek, ayağı rahatsız etmek.

ayakkabılarını çevirmek : 1) konuk ayakkabılarını gidiş yönüne doğru düzgün bir biçimde sıralamak 2) mec. bazı davranışlarla konuğu gitmeye zorlamak.

ayaklar altına almak : önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek. Örnek Kullanım : Şerefini, namusunu ayaklar altına aldı.

ayaklar baş, başlar ayak olmak : değersiz kimseler başa geçip değerli kimseler ise en geride bırakılmak.

ayakları geri geri gitmek : bir yere gönülsüz, istemeye istemeye gitmek.

ayakları üstünde durmak : başkasının yardımına ihtiyaç duymadan güçlü bir biçimde sorunları çözebilecek durumda olmak.

ayakları yere değmemek : çok sevinmek.

ayaklarına (ayağına) kara su (sular) inmek : çok yorulmak, güçsüz, dermansız kalmak. Örnek Kullanım : ?Bu şehirde akşama doğru / İçime korku / Ayaklarıma kara su iner? -B. Necatigil.

ayaklarını yerden kesmek : bir taşıta binerek yürümekten kurtulmak.

ayakta kalmak : 1) oturacak yer bulamamak 2) yıkılmamak, çökmemek. Örnek Kullanım : Bu yapı beş yüz yıldan beri ayakta kalmıştır. 3) değerini yitirmemek, önemini korumak. Örnek Kullanım : ?Ömrü boyunca bu vatan için, bu devletin ayakta kalabilmesi için çalıştı.? -A. Ümit.

ayakta uyumak : aşırı dalgın, şaşkın veya yorgun olmak.

ayaz kesmek : uzun süre soğukta kalıp üşümek.

ayaz vurmak : sebze ve meyveler donmak.

ayazda kalmak : 1) soğukta kalmak 2) argo boş yere beklemek 3) argo eline bir şey geçmemek.

aydedeye misafir olmak : gece açıkta yatmak, geceyi açıkta geçirmek.

aygır gibi : iri yarı, cüsseli, güçlü (kimse).

ayı gibi : 1) iri yarı 2) kaba, anlayışsız (kimse).

ayı yavrusu ile oynuyor : alay iri ve yetişkin birinin ufak tefek birine, bir çocuğa el şakası yapması veya gücünü onda denemesi karşısında söylenen bir söz.

ayıbını yüzüne vurmak : birinin kusurunu yüzüne söylemek.

ayıkla pirincin taşını! : bir işin pek karışık ve içinden çıkılmaz durumda olduğunu anlatmak için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Karıya bir de nikâh yaptırdı mı ondan sonra ayıkla artık pirincin taşını!? -O. Kemal.

ayılık etmek : kaba davranmak.

ayılıp bayılmak : 1) birini kendinden geçercesine sevmek 2) aşırı ölçüde sinir bunalımları geçirmek.

ayın on dördü gibi : yüzü çok güzel (kadın veya kız).

ayınları çatlatmak : ayın harfinin Arapçaya özgü sesini gırtlakta boğumlamaya çalışmak.

ayıp kaçmak : argo uygun düşmemek. Örnek Kullanım : ?Daha ne sözler ki açıklayamam burada, ayıp kaçar.? -M. Seyda.

ayıptır söylemesi : 1) ?bunu söylemek size karşı saygısızlık olacak ancak söylemek zorundayım? anlamında özür dilemek için kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Ayıptır söylemesi, muzundan dalağına kadar ne bulurlarsa yedirdiler.? -A. Ümit. 2) ?övünmek gibi olmasın ama? anlamında kulla

ayıya kaval çalmak : anlayışsız bir kimseye bir şey anlatmaya çalışmak.

ayıyı vurmadan postunu satmak : henüz ele geçmemiş bir şey üzerinde hesap yapmak.

aykırı düşmek : uygun gelmemek, ters gelmek, ters düşmek. Örnek Kullanım : ?Yüzük ona biraz aykırı düşen bir parlaklıkla parmağında parlıyordu.? -T. Buğra.

aylak adam işidir : ?işsiz güçsüz adama uygun bir iştir? anlamında kullanılan bir söz.

aylığa geçmek : 1) çalışması karşılığı olarak her ay belirli bir para alınacak bir işe başlamak, maaşa geçmek 2) gündelikten veya ücretten kadroya geçmek.

aylık bağlamak : emekli olan veya başka sebeplerle çalışmayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek, maaş bağlamak.

ayna gibi : 1) dümdüz ve parlak 2) kımıltısız, durgun (deniz).

aynı ağzı kullanmak : aynı şeyi söylemek, aynı düşünceyi ileri sürmek.

aynı kapıya çıkmak : sonuç bakımından fark etmemek, aynı sonuca varmak. Örnek Kullanım : ?Talihin aşırısı da insanı eninde sonunda aptallaştırdığından, sonuç aynı kapıya çıkardı.? -E. Şafak.

aynı karede yer almak (bulunmak) : 1) kameranın çektiği görüntü içinde birlikte bulunmak 2) mec. biriyle duygu ve düşüncesi aynı olmak.

aynı potada erimek : benzer konuları ve sorunları birlikte düşünmek veya değerlendirmek.

aynı telden çalmak : aynı şeyi söylemek.

aynı yolun yolcusu (olmak) : 1) kötü sonları birbirine benzer olan. Örnek Kullanım : ?O haspa da aynı yolun yolcusu, elbet birbirlerini kollayacaklar.? -A. İlhan. 2) kaderleri, düşünceleri, davranışları birbirine benzer olan. Örnek Kullanım : ?Bu inanç aynı yolun yolcusu olmak niteliğini yitirecek ve siya

ayraç açmak : söz veya yazı içine, asıl konu ile ilgisi az olan bir bölüm sıkıştırmak.

ayranı kabarmak : 1) öfkelenmek, coşmak 2) aşırı bir cinsel arzu duymak. Örnek Kullanım : ?Sadrazamın ayranı kabarsın diye üç gün beklenildikten sonra … gelini, alayla, eşinin konağına iletmişlerdir.? -S. Birsel.

ayranı yok içmeye, atla (tahtırevanla) gider sıçmaya : kaba yoksulluğuna bakmadan gösteriş yapmaya kalkanların gülünçlüğünü anlatmak için kullanılan bir söz.

ayranım budur, yarısı sudur : bir iş yarım yamalak yapıldığında özür dilemek için söylenen bir söz.

ayrı baş çekmek : topluluktan ayrılıp kendi başına iş yapmak.

ayrı düşmek : 1) birbirinden uzakta kalmak. Örnek Kullanım : ?Köyümden, şehrimden ayrı düştüm.? -A. Kabaklı. 2) mec. uyuşmamak. Örnek Kullanım : Düşüncelerimiz ayrı düşüyor.

ayrı seçi yapmak : birkaç şey arasında fark gözetmek.

ayrı tutmak : farklı davranmak.

ayrıcalık gözetmek : ayrıcalık tanımak. Örnek Kullanım : ?Annem, babam çocuklar arasında hiçbir ayrıcalık gözetmezlerdi.? -A. Erhat.

ayrıcalık tanımak (göstermek) : 1) birine özel hak vermek 2) birini kayırmak.

ayrıntıda boğulmak : 1) gereksiz ayrıntılarla ilgilenmek zorunda kalmak 2) mec. ilgilenilen herhangi bir konunun aslından uzaklaşmak.

ayrıntıya inmek : bir konuyu en küçük noktasına kadar inceleyip araştırmak. Örnek Kullanım : ?Ne var ki genelleyici bakış açısı, bizi bazen yararlı ayrıntılara inmekten ister istemez alıkoyuyor.? -H. Taner.

ayrısı gayrısı olmamak : birbirinden hiçbir şey esirgemeyecek durumda olmak, samimi olmak.

ayvayı yemek : argo kötü duruma düşmek, işi bozulmak. Örnek Kullanım : ?Ortak bir kaderimiz var biz kadınların, sonunda ayvayı yiyen biz oluyoruz.? -A. Kulin.

ayvaz, kasap hep bir hesap : hlk. ?ha öyle ha böyle, ikisi de bir? anlamında kullanılan bir söz.

ayyuka çıkmak : 1) ses yükselmek. Örnek Kullanım : ?Camlar çerçeveler parçalanıyor, küfürler ayyuka çıkıyordu.? -A. Ümit. 2) dedikodu herkesçe duyulmak, yayılmak. Örnek Kullanım : ?Rezalet ayyuka çıktı, bütün İstanbul bundan bahsediyor.? -N. F. Kısakürek.

az bulmak : yeterli görmemek, az saymak, azımsamak.

az buz olmamak : bir şey azımsanacak kadar olmamak. Örnek Kullanım : ?Saçlarının tamamı ağarmış. Az buz değil üç yılı doldurduk birlikte.? -A. Kulin.

az değil : birinin herhangi bir karakter bakımından göründüğü gibi olmadığını anlatmak için söylenen bir söz. Örnek Kullanım : Sen de az değilsin, muziplikte ona taş çıkartırsın.

az görmek : 1) umduğundan eksik bulmak 2) azımsamak.

az günün adamı olmamak : çok yaşamış, çok görmüş bulunmak.

az kaldı (kalsın) : 1) bir işin gerçekleşmesi söz konusuyken gerçekleşmemesi durumunda kullanılan bir söz. Örnek Kullanım : ?Zavallıyı az kalsın gırtlağından yakalayıp boğacaktı.? -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir işin gerçekleşmemesi söz konusuyken gerçekleşmesi durumunda kullanılan bir sö

aza çoğa bakmamak : olanla yetinmek.

azamet satmak : büyüklük taslamak, çalım satmak, böbürlenmek.

azap çekmek : 1) eziyet çekmek, üzüntü içinde olmak 2) ceza görmek.

azap duymak : acı çekmek, üzülmek. Örnek Kullanım : ?Bu şehrin, takdir fukaralarının orta malına dönüşmüş olmasından azap duyuyorum.? -A. Boysan.

azap vermek : acı çektirmek, üzmek. Örnek Kullanım : ?Bu düşünce ona epeyce azap verdi.? -A. Midhat.

azar işitmek : azarlanmak. Örnek Kullanım : ?Buna rağmen bir kez bile azar işitmeyişinden, arkadaki sessiz tartışmanın ne denli ciddi olduğunu kestirebiliyordu.? -E. Şafak.

azı çoğa saymak (tutmak) : verilen küçük bir armağanı çok beğenmek.

azınlıkta kalmak : bir toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler, karşı düşünceye oy verenlerden daha az olmak.

azizlik etmek : muziplik etmek.

aznavur gibi : zalimce davranan.

Azraile bir can borcu olmak (kalmak) : 1) nasıl olsa öleceğini kabul etmek 2) hiç kimseye borcu kalmamak, bütün borçlarından kurtulmak.

Azrailin elinden kurtulmak : ölümden kurtulmak.

Azraille burun buruna gelmek : ölümle karşı karşıya gelmek.

30 Kasım 2016 - Atanur


A Harfi ile Başlayan Deyimler ve Kısa Anlamları başlıklı konu hakkındaki yorumunuz nedir?